23 Kasım 2017 Perşembe 17:58
  • 3,638 TL
  • 3,903 TL
  • 144,20 TL
  • 90.491
KOCAELİ 13°

MURAT ILGAR; “GELECEK NESİLLERDE TEMİZ BİR TÜRKİYE İÇİN GERİ DÖNÜŞÜM, OLMAZSA OLMAZDIR.”

MURAT ILGAR; “GELECEK NESİLLERDE TEMİZ  BİR TÜRKİYE İÇİN GERİ DÖNÜŞÜM,  OLMAZSA OLMAZDIR.”
  • 1
  • 2673

Hayatta 3 kurala önem veriyor, akıl, kalp ve fizik.Bunların da her birinin bir nedeni var. Ticarete ilkokuldayken simit satarak başlamış. Spor ise O’nun olmazsa olmazı. O, Türkiye’nin ilk Elektronik Atık ve Lamba Geri Dönüşüm Tesisi  Exitcom Recycling’in kurucusu. Bu konuda hala ilk ve tekler. Geri dönüşüme dair söylediği cümleler ise çok önemli. En büyük hayali engellilere istihdam sağlamak.

İşte Türkiye’nin geleceğine dair önemli cümleleriyle

Başarılı işadamı MURAT ILGAR…

 

-Murat bey, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1969 Kars doğumluyum, ben hayatta 3 kurala önem veriyorum. Bir aklımız, iki kalbimiz ve üç fiziğimiz. Hayatı bir sandalyenin 3 bacağı gibi düşünün, bunlardan bir tanesi olan aklınız için okuyacaksınız, ben Kartepe Endüstri Mesleği, Isparta Elektronik Meslek Yüksekokulu’nu, bundan 2 sene önce de Açık öğretim İşletme bölümünü bitirdim. Kısa bir süre öne Açık öğretim Marka ve Marka İletişimi ile Bilgi Üniversitesi İnsan Kaynakları yüksek lisansa kayıt oldum. Bilgisayarım her zaman açıktır, mesleğimle alakalı olsun, kişisel gelişimle alakalı olsun, birçok şeyi takip ediyorum. Diyorum ki; kafanız için kendinizi geliştireceksiniz, kalbiniz için iyi ve inançlı bir insan olacaksınız, kötülüklere bulaşmayacaksınız,  fiziğiniz için ise bakımlı olacaksınız ve spor yapacaksınız. Mesela iş hayatındasınız, strese giriyorsunuz, orada inancınız devreye giriyor, tempoya giriyorsunuz orada fizik gücünüz devreye giriyor veya belli bir noktaya geliyorsunuz orada da bilginiz devreye giriyor.

“BİR ŞEYİ BİLİYORUM
DEDİĞİNİZ AN, ORADA ASLINDA
KAYBETTİĞİNİZ ANDIR.”

Bunlar hep birbirini tamamlayıcı şeyler. Çocukluğumdan beri uyurken hep kendime sorardım “Bugün ne öğrendim?” diye. Hatta sosyal medyada güzel sözleri paylaşırım, o da çocukluğumdan kalma bir alışkanlık, evde bir köşem vardı, özlü sözler kitaplarını alırdım, oradan beğendiğim sözleri yazardım, duvara yapıştırırdım. O zaman mahalleden arkadaşlar eve geldikleri zaman, acaba bugün ne yazmışım ne eklemişim merak ederlerdi. Böyle yıllarca bir köşem oldu, Face gibi şeyler de çıkınca daha aktif hale getirdim. Tabi bu sözlerden insanın hayatından ders çıkarması çok önemli. Bir şeyi biliyorum dediğin an, orada aslında kaybediyorsun. Ben de kendimi bu şekilde yetiştirmeye çalıştım. Kars’ta büyüdük, bayağı kalabalık bir aileyiz, ticaretle uğraşan benim dışımda bir yeğenim var, geri akrabalar ya savcı, ya hakim ya da çoğu üniversitede hoca. Ben motor kullanan paraşütle atlayan, dövüş sporlarıyla uğraşan ailenin uçuğuydum, 1980’li yıllarda ise İstanbul’a göç ettik.

 

 

“İLK ÖNCE SİMİT SATMAYA BAŞLADIM,
KAR ETMİYORDUM, BİR HESAPLADIM,
SİMİDİN ÇOĞUNU BEN YEMİŞİM”

-Ticaretle nasıl yollarınız kesişti?

Çocukluk yıllarımdan itibaren diyebilirim tabi bu imkanlarla alakalıydı. İstanbul’a kalabalık bir aile olarak göç ettik. Çok kalabalıktık, o saydığım savcılar, hocalar hepsi o zaman öğrenciydi. O kadar kalabalıktık ki; serilirdi yataklar, yan yana yatardık. Yavaş yavaş evi yaptık. Baki amcam ki; biz ona baba yarısı olduğu için Baki baba diyorduk, evin en ufağı ve en yaramazı olduğumdan ondan çok dayak yemişimdir. İnşaatı yaparken yeni çivi alamadığımızdan dolayı okuldan sonra eski kalıplardan çivileri çıkarttırıp Baki baba bana düzelttirirdi. Tabi bu imkanlarla alakalı bir şey. İlkokulda harçlığımı kazanmak için ilk önce simit satmaya başladım, baktım kar etmiyorum, bir hesapladım simidin çoğunu ben yemişim (gülüyor)Bu iş böyle olmayacaktı ve su satmaya karar verdim ama Pendik İstasyonu’nda tabi zabıtalar vardı. Simidi alıyorlardı, en azından suyu alsa bile boşa alır, suyun bana bir maliyeti yoktu. Aslında suyu satmamın bir sebebi daha vardı, çok üzülmüştüm, Kars’a geri gitmek istiyordum, babam beni gönderemeyeceğini, kazanırsam kendi paramla gidebileceğimi söyledi. Ben bu şekilde bütün Kars yol parasını su satarak çıkardım ama Kars’a gidemedim çünkü tatil bitti (gülüyor) O kadar çok üzülmüştüm ki; bunu hiç unutmuyorum. Ama ben ticaret hayatına bu şekilde başlamış oldum.

 

 

“GÜNDE BEŞ DEFA ANTRENMANA
GİDİYORDUM, BU KADAR SIK
ANTRENMANA GİTME SEBEBİM
ORADA ASLINDA YEMEK YEMEKTİ.”

-Peki lise ve üniversite dönemleriniz nasıl geçti?

Aile çok kalabalıktı lise dönemlerim de sıkıntılı geçti. Annemle pazara gidiyorduk, pazarcıların döktüğü  ürünleri topluyorduk, annem sorunlu kısımlarını kesip, temizliyordu ve gerisini yiyorduk. Tabi o dönemler ben çok utanıyordum, ama şimdi yaşadığım şeylerden utanç duymuyorum. Ben yanlış bir şey yapmadım, çalmadım, çırpmadım. Çocukluğumda bu beni çok eziyordu, aynı bulunduğunuz muhit ki arkadaşlarınızı görüyorsunuz.  Meslek lisesini okurken bir taraftan da çalıştım, Pendik’ten Mecidiyeköy’e gidip, bir bilgisayar firmasında ilk önce çaycı, ayakçı olarak işe girdim, her yaz orada çalıştım ve aynı firmada 3 sene sonra teknisyen olarak işe başladım, lise bittikten sonra da Isparta’da üniversite hayatım başladı.  Üniversite döneminde anne baba ayrılınca daha da ciddi maddi sıkıntılar içine girdik. Hatta şöyle bir anım var; okula gittiğimde cebimde 3 günlük kalacak param vardı, 18 yaşındayım, ağlamaya başladım. Yanımda da yine İstanbul’dan arkadaşım vardı ve ikimizin de kalacak yeri yoktu. Gölcük depreminde rahmetli olan öğretmen amcamın oğlu bana, milli eğitim müdürünün arkadaşı olduğunu ve bir şey olursa ondan yardım istememi söylemişti. Yurda gittik, yer olmadığını söyleyerek bizi almadılar. Ben de o müdüre gittim, durumumu anlattım, yurt müdürünü aradı ve bizi yurda aldı ama en ufak bir şey yaptığımızda bizi atacağını da söyleyerek aldı. Yine de babamın yolladığı para yetmiyordu hatta hesaplamalarıma göre öğle yemeyi yememem gerekiyordu. Lisanslarım vardı ve futbol takımına giderek müracaat ettim. Sümerspor’un hocası Abdullah Tanyolaç, tam bir öğrenci dostuydu, beni aldı, Allah ondan razı olsun, ben hem genç takımda hem de A takımında oynamaya başladım. Günde beş defa antrenmana gidiyordum, bu kadar sık antrenmana gitme sebebim aslında yemek yemekti. Çünkü Sümerspor’da oynadığım için orada yemek veriliyordu. İlk senem böyle geçti, ikinci senemde de kulüp bize ev tuttu ve bu şekilde okulu bitirdik.

 

 

“BOZUK BİR TELEVİZYONU
40 MARKA ALDIM VE TAMİR ETTİM,
GİTTİM 400 MARKA SATTIM.”

-Asıl mesleğinize dair hikaye nasıl başladı?

Tabi meslek hikayem başlamadan önce askerlik sürecim oldu. Askerliğimi Güneydoğu’da yaptım, paraşütçü komando olarak gittim. Güneydoğuyu tanıdık, oranın gerçeklerini gördük, o dönemler kötü dönemlerdi, bayağı kötü olaylara orada şahit olduk. Allah oradaki askerlerimize yardımcı olsun. Askerlik görevimden sonra  Almanya’ya gittim, ilk başta orada 6 ay bir fırında, bir buçuk sene de bir bakkalda çalıştım. Baktım bu iş böyle olmayacak bir çözüm bulmam gerekiyordu. O sıralar internet yoktu, gazeteleri araştırmaya başladım. İkinci el televizyonlar, bilgisayarlar satılıyordu, ben de tamir üstüne uzmandım sonuçta mesleğim de oydu zaten. Bir de elektronik atık toplama merkezleri vardı. Bir gün hiç unutmuyorum oraya giderek bozuk bir televizyonu 40 marka aldım ve tamir ettim, gittim 400 marka sattım. Evin bodrumunda küçük bir atölye kurdum, o kadar küçük ve alçaktı ki; boynumu eğerek dolaşıyordum. Sonra eski monitör, bilgisayar ve televizyon aradığıma dair gazetelere ilan vermeye başladım. Bozukları alıyordum, tamir ediyordum ve onları tekrar gazeteye verip, satıyordum. Bu sırada bakkalda da çalışmaya devam ettim. Baktım büyütüyorum olayı, bakkaldan ayrılarak Almanca kurslarına kayıt oldum, sabah altıda kalkıp ekmek dağıtıyordum, öğlen kursa gidiyordum, çıkışta da bir firmada işi daha iyi öğrenebilmek için bedava çalışıyordum. Bakkalda çalışırken bir adamla da tanışmıştım, onun bana çok iyiliği dokundu. Bir gün işyerinde monitörlerin olduğu bir odaya soktu beni ve “Yap bakalım nasıl yapacaksın?” dedi. Hemen 4 monitör yapınca, akşamları da orada 2 saat çalışmaya başladım. Tabi tamir işine de devam ettim. Bu tamir işinde bir sermaye elde ettim, gittim o sermayeyle Türkiye’den ev aldım. O evi sonra iki misline sattım ve Almanya’da bu işi ticarete döndürme adına bir firma açtım. Bilgisayar alım, satım tamir işini tam 5 sene devam ettirdim. Telekomünikasyon işine de girerek ikinci ve üçüncü şubelerimi açtım. Ama sonra telekomünikasyon işi kötüye gitmeye başlayınca 1999 yılında geri dönüşüm işine girdim. Baktım Türkiye’de bu sektör boş, 2003 yılında ilk firmayı Akparti binasının altında açtık. Sonra Suadiye’deki bu yeri yavaş yavaş yaptırmaya başladık.

 

“ELEKTRONİK ATIKTA HAMMADDE
VARDIR, TEHLİKE VARDIR VE EN
ÖNEMLİSİ BİLGİ GÜVENLİĞİ VARDIR,
HERKES İÇİN GEÇERLİDİR, BİLGİ ÇÖPTEDİR”

-Türkiye’de geri dönüşümde nasıl bir boşluk vardı ve elektronik atığın önemi nedir?

Türkiye, bütün atıkların geri dönüşümü konusunda o dönemlerde sıfırdı. Elektronik atıklar ise özel atıklardır. Çok önemli bir konu bu aslında. Elektronik atıkta hammadde vardır, tehlike vardır ve en önemlisi bilgi güvenliği vardır. Mesela kişisel verileri koruma kurumu var, bunlarla ilgili kanun çıktı. Sizin bilginiz kimdeyse; bu banka olur, muhtar olur veya kime verdiyseniz, o bilgiden sorumlu olurlar. Mesela bankaya veriyoruz, o da hurda olarak kağıtçıya veriyor, bunlar suç aslında, bilgileriniz Çinlilere kadar gidebilir veya cep telefonunuzun ve bilgisayarınızın içindeki bilgiyi siz silmeden verirseniz, başkasının eline geçtiği zaman bunun içerisinde bulunan hesap numaranızdan mahremiyetinize kadar her şey başkalarının eline geçer. Mesela  Almanya’ya ve Amerika’ya çok zarar veren hackerın hayatını seyrettim, hackleyeceği yerin çöplerini, kağıtlarını yaklaşık 1 ay toplamış, oradan da firmanın açıklarını bulmuş ve o şekilde de firmayı hacklemiş. Bu herkes için geçerlidir, bilgi çöptedir.

 

 

“LAMBANIN İÇİNDEKİ CİVA Kİ;
HAVADA 300 BİN KM GİTME
ÖZELLİĞİNE SAHİPTİR, HAMİLE BİR
BAYANIN ÇOCUĞUNA KADAR GEÇEBİLİR.”

 Bu çok önemli bir konu ve Türkiye Cumhuriyeti bunun önüne geçmesi lazım. Bu özel atıklarda, hammadde olarak altın, gümüş ve paladyum vardır. Tehlikeli atık olarak da lambada civa, monitör camlarında kurşun vardır. Yıllardır hurdacılar mesela cam diyor, kurşun murşun dinlemeden çöpe atıyor, lambayı bir vuruyor yere, içindeki civa ki havada 300 bin km gitme özelliğine sahiptir, hamile bir bayanın çocuğuna kadar geçebilir. Türkiye’de bu kadar lamba nereye gidiyor anlamıyorum, kafayı kaldırdığınızda veya herkesin evinde lamba var, fakat lambaların Türkiye’de geri dönüşümü sıfır. Bu konuda tesis kurduk ama lamba yok. Haftada bir gün çalışıyor tesis. Adam lambanın alüminyumunu alıp, gerisini çöpe atıyor. Devlet bunlarla alakalı kanun ve yönetmelikleri çıkardı ki; bunu her yerde söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti’ne baktığımızda dünyada hiçbir devlet, bizim devletimiz kadar AR-GE’ye destek vermiyor. Devlet her türlü AR-GE desteğini veriyor ki; biz de aldık. Türkiye’de Kalkınma Ajansları, Türkiye’de TÜBİTAK var, beğenirler veya beğenmezler, KOBİ ülkesi olan bizi destekliyorlar. Bunun arkasındaki yönetmeliklerin takibi de şart.

 

“TÜRKİYE’İN İLK ELEKTRONİK
ATIK VE LAMBA GERİ DÖNÜŞÜM
TESİSİNİ BİZ KURDUK”

-Firmanızın açılımını yapar mısınız?

Almanya’da ve burada tesisimiz var. Türkiye’nin ilk elektronik atık tesisini kurduk ki; ciddi yatırımlar da yaptık. Türkiye’nin yine ilk lamba geri dönüşüm tesisini kurduk. İlk ve tekiz bu konuda. Türkiye’de pil geri dönüşümüyle alakalı Çevre Bakanlığına ait TÜBİTAK’la ortak olduğu bir tesisin işletmecisiyiz. Yine Türkiye’de bulunan  4 tane buzdolabı geri dönüşüm tesisinden bir tanesiyiz. 2011 yılında Girişimcilik, 2012 yılında da Sürdürebilirlik ödülünü aldık. Burada çalışan arkadaşlarımız mühendis düzeyinde ama en önemli olay bizde gönüllü olmalarıdır. Yapmadığımız akademik çalışma yok. Firma olarak baktığımızda AR-GE firmasıyız, bizim TÜBİTAK’ta ve KOSGEB’te ARGELERİMİZ var, Kalkınma Ajanslarına projeler yaptık, bunların dışında bizim Boğaziçi Üniversitesi’nde, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Isparta Üniversitesi’nde, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde ve Hamburg Teknik Üniversitesi’nde de birçok ARGEMİZ mevcut. Bütün Türkiye’deki elektronik atıkların toplanması ve atık getirme merkezleri gibi bir çok akademik çalışmanın içerisinde bulunuyoruz. Yönetmeliklere dahil oluyoruz, araştırıyoruz mesela bilgi güvenliği olayında da Avrupa’daki bütün kanunları çıkardık, Türkçeye çevirdik ve ilgili kurumlara gönderdik. Öğrenciler geliyor yüksek lisansta onlara yardımcı oluyoruz. Avrupa’da ki firmamızda her sene, 2 öğrenciye staj imkanı sağlıyoruz. Orada ticaret odasına bağlıyız, orada oluşacak teknik gezileri sağlıyoruz ki; büyükşehir ve bütün belediye başkanlarını yakma tesisindeki teknik geziyi ben koordine ettim. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanıyla orada tanışma imkanım oldu, gerçekten atık konusunda Kocaeli’ndeki belediye başkanları kadar bilgili başkanlar yoktur. Bu anlamda şanslıyız il olarak. İsim vermeyeceğim ama başka ilde “Bana ne vereceksin?” diyerek, benle pazarlık yapmaya çalışan belediye başkanlarını gördüm.

 

“BİZ FARKLI YERLERDEN
GELSEK DE ANADOLU’DA
YOĞRULDUK.”

-Tesisinizin girişinde atıklardan yapılmış bir kağnı arabası var, kurumunuzdaki anlamı nedir?

Dışarda gördüğünüz kağnımız, bizim sembollümüzdür. Beni hep Alman firması olarak biliyorlar, ben Avrupa vatandaşı bir Türküm, bunu her zaman söylüyorum. Bir gün Almanya standına katıldım, Almanya’nın Niedersachsen bölgesinin ekonomi bakanı geldi, tabi firma ismim Exitcom ve kağnıyı göstererek ne olduğunu sordu. Ben de Türk olduğumu söyleyince; adam bir durdu “Nasıl” dedi , ben de kağnının Anadolu’nun simgesi olduğunu, bir çok annenin bulunduğu ve doğurduğu çocuklarının karışımının bir simgesi olduğunu belirttim. Kağnıyı yapmaktaki amacım buydu; biz farklı yerlerden gelsek de Anadolu’da yoğrulduk. Orada çoğu Alman robot yapmış, insan yapmış simge olarak, ben de istedim ki bize yönelik bir simge olsun.

 

 

 

-Peki, ülkemizde elektronik atık yönetmeliği ne durumda?

Elektronik atık yönetmeliği çıktı fakat uygulanamıyor. Sebebi de üreticiler Avrupa’daki sorumluluklarını yerine getiriyor ama Türkiye’ye gelince üreticiler bunu yapmıyorlar. Elin Almanı sorumluluklarını sorguluyor ama bizim Türk ise ona “Boş ver” diyor. Avrupalı “Başımız belaya girmesin” diyor, bizimki de “Girmez hallederiz” diyor. Tavırlar o kadar nahoş ki; hatta bu konuda birçok büyük firmaların yetkililerine bile çok tepki verdim.

“ATIK OLAYI YARIN
BİR GÜN SAVAŞ
NEDENİ BİLE OLABİLİR.”

-Atık sektörünün gelişmesinin anlamı nedir?

Atık sektörünün gelişmesiyle ne olacağını sayayım size; atık olayı ciddi bir sektör, atık yaptığınız zaman teknoloji satıyorsunuz, şuan Arabistan’daki bütün tesisleri kuran bizim Türk firmalarıdır, atık yaptığınız zaman, hammaddenizi geri dönüştürebiliyorsunuz, atık olayı yarın bir gün savaş nedeni bile olabilir. Siz 80 milyonsunuz, bu demek oluyor ki; siz 80 milyon kişi atık üretiyorsunuz, biz tüketmeyi seviyoruz millet olarak, geri dönüşüm mutlaka şart ama bunla alakalı da kurallar olması şart.

“EN BÜYÜK HAYALLERİMDEN BİRİ
ÖZELLİKLE BURADA ENGELLİLERİN
İSTİHDAMINI SAĞLAMAK.”

-Sosyal projelerinizden bahseder misiniz?

Sosyal proje zaten olmazsa olmazımdır. Yıllarca Almanya’da hapishanelerde gençlerle çok uğraştım, burada da engellilerle projeler yaptık ki; yine yapmayı planladığım projem var. Bu projem ise, engellilere istihdam sağlamak ki; bir ara yaptık onu, bazı tehlikesiz atıkların engelliler tarafından parçalanması. Bu proje Avrupa’da var. Çocuğun sosyal hayata bağlanmasını sağlıyorlar. Engeline göre iş veriyorlar ki; o çocuğun mutluluğunu göreceksiniz. Bunları Avrupa’daki sanayi kuruluşları destekliyor ve gönüllü yapıyorlar. Biz de ise farklı ve bu bizim insanımıza yakışmıyor. Mesela sokak hayvanları, diyorlar ki; “Biz insana bakamıyoruz sokak hayvanına mı bakacağız” Hayvana merhamet etmeyen insana hiç etmez. Burada engellilere ait tesis kurula bilinir, çocuklar sosyal hayatın içine dahil edile bilinir. Düşünsenize çocuk akşama kadar evde, sosyal hayatın dışında, bu çok acı bir şey, hepimizin çocuğu engelli olabilirdi. Benim en büyük hayallerimden biri özellikle burada engellilerin istihdamını sağlamak. Sanatçı Alper Türedi’nin kurmuş olduğu Bir Dileğim Var Derneği ile bir proje başlattık. Kendisi de çocuğunu lösemiden kaybetmişti. Derneğin amacı, tedaviye gelen çocukların ailelerinin kalacakları bir konuk evi yapmak.  Türkiye genelinde toplanan cep telefonlarının geri dönüştürülmesinden elde edilen geliri derneğe bağışlıyoruz.  Yeni başladı zaten bu proje. İnşallah bu konuk evi hayata geçer ki; geçeceğine de inanıyorum.

“YAPMIŞ OLDUĞUM HER
BİR ŞEYİN HAYRA VESİLE
OLMASINI İSTİYORUM”

Kohayder Sokak Hayvanları Derneği’nden Gonca hanımla Berkan Arslan’ın aracılığıyla tanıştım. Aslında insan olarak güzel işlerde daha çok bir araya gelmemiz gerekiyor. Sokak hayvanlarıyla ilgileniyoruz. Hatta burada bile 2 tane var. Bununla alakalı olarak Kocaeli Büyükşehir’le bir projemiz olacak inşallah. Bir yeşil kutu hazırladık, belirli noktalara koyacağız, bu kutularda elektronik atık, lamba, toner, pil gibi atıklar toplayacağız. Oradan gelen gelirin bir kısmını da sokak hayvanlarına vermek istiyorum. Bu özellikle çok istediğim bir olay. Açıkçası belediyenin de buna sıcak bakması ayrıca güzel bir şey. Eğer becerebilirsek o kutularda eski elbise, kitap, oyuncak da toplamak istiyoruz. Onu da ihtiyacı olan insanlara dağıtmak ki; bu da benim hedeflerimden bir tanesidir. Bir gün, bir büyüğüme “Ticarete dair bana bir şey söyle ve akıl ver” dedim, o da bana “Ucunda hayır olmayan hiçbir işle uğraşma” dedi. Belki çocukluğumuzdan gelen yoksulluğun vermiş olduğu bir şey ama yapmış olduğum her bir şeyin hayra vesile olmasını istiyorum. Sadece şöyle bir sorun oluyor, belli haberlerden sonra çok talep oluyor, sonuçta belli bir bütçeniz var, yetişemeyebiliyorsunuz, aslında bu konuda kızdığım konu ise; sanayiciler isteseler birçok projede bulunabilirler. Bu tarz projeler desteklenmelidir, çok daha iyi duruma gelebiliriz.

-Son olarak Murat bey, geri dönüşümle ilgili vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bizim çocuklarımız geri dönüşümü öğrenerek büyüyorlar, benim için bu mutluluk verici bir şey. Milli Eğitimin de bu konuyu müfredata koyması gerekir. Eğer bu işi düzgün becerebilirsek Türkiye için çok olumlu sonuçlar verecek. Gelecek nesillere yani çocuklarımıza maddi, manevi temiz bir ülke bırakmak istiyorsak hassasiyeti iyi kavramamız lazım. Üstün körü geçilecek bir olay değil. Avrupa’da bunu çok büyük firmalar yapıyor. Mesajım ise; “Gelecek nesillerde temiz bir Türkiye için geri dönüşüm, olmazsa olmazdır.”

 

2673 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 1 Yorum

DİĞER HABERLER

Hakan Özsoy; Zenginlik, bence BAŞARILI OLMAKTIR

Hakan Özsoy; Zenginlik, bence BAŞARILI OLMAKTIR

Ticaretin içinde yetişmiş bir genç, Ama ona göre ticareti ve hayatı Unilever’de öğrenmiş. Edinmiş olduğu tecrübeleri kendi kurduğu firmasında uygulamış. Bu konuda da oldukça başarılı olmuş. O, çelik konstrüksiyon işini ve büyük firmalara danışmanlık yapıyor. O, Haksoy A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı, Ve O, başarılı genç işadamı HAKAN ÖZSOY…

UNLU ELLERDEN, ÜNLÜ LEZZETLER

UNLU ELLERDEN, ÜNLÜ LEZZETLER

Hedeflerinde hep vardı, sırf bu uğurda üç sene boyunca Sabah altı, gece on bir onun çalışma saatleri oldu.Hedeflerine ulaşmasındaki en büyük etken ise sevgili eşiydi.Hiç bilmediği İzmit sokakları, navigasyonla çözümlediği sipariş noktalarıBu markanın ilk hikayeleri oldu.Unlu mamullerin hepsinde iddialı,Markasının büyümesindeki en büyük etken de bu iddianın gerçekliliği.Şimdi Kandıra Sapağı’ndaki yeni yerleriyle de Bu işi ne kadar doğru yaptıklarını kanıtladılar.Bu mekanın en güzel yönü İzmit siluetinin duvara yansıması,Her Cafe&Restoran konseptinde bunu görebilirsiniz.Bu marka Kocaeli’nin markası,Bu marka By Unlu ve yaratıcılarıErkan BALCI ve sevgili eşi Güleser BALCI

MUSTAFA ALARATA… “ZOR PROJELERİN ADAMI”

MUSTAFA ALARATA… “ZOR PROJELERİN ADAMI”

Çelik konstrüksiyon işinde Türkiye’nin en iddialı projelerinde yer almış isim; MUSTAFA ALARATA…

KARADİZAYN MÜHENDİSLİK; MURAT KARADAŞ&ÜMİT KARALI

KARADİZAYN MÜHENDİSLİK; MURAT KARADAŞ&ÜMİT KARALI

“İLK 5 BİN 10 BİN TL’LİK RAKAMLARLA BAŞLADIK, ŞU ANDA 100 BİN 200 BİN DOLARLIK İŞLER YAPIYORUZ”

BRC ESTETİK FATMA BURCU AKTI; “GÜZEL KADIN, BEDENİNDEN ÖNCE RUHUNU MARKALAYANDIR.”

BRC ESTETİK FATMA BURCU AKTI; “GÜZEL KADIN, BEDENİNDEN ÖNCE  RUHUNU MARKALAYANDIR.”

Düzce’de doğup, büyümüş, Çok küçük yaşta da kızı Ayça’yı kucağına almış. 20 yaşında hayatını nerde bıraktıysa oradan da devam etmiş.Liseyi dışardan bitirmiş, üniversiteye giderek de Mesleğine dair ilk adımlarını atmış ve bir bakıma çocuğu ile okumuş. İzmit’e geliş bir bakıma mesleğindeki en önemli adımlarından biri olmuş. Özel hastane tecrübeleri onu başarıya bir adım daha yaklaştırmış. Cebindeki 200 TL ile kendine işyeri açma cesaretiyle başlayan başarılı bir estetisyen. O, Gazi Üniversitesi Cilt Bakımı mezunu. O, Yenicuma Camii yanında bulunan BRC Estetik’in sahibi.O, müşteri memnuniyetiyle reklam yapmadan zirveye oynayan işkadını. O, titiz, mesleğine aşık ve o güzelliğe dair cümlelerin sahibi…Ve O, FATMA BURCU AKTI

1985 yılından günümüze İHSAN GÜVEN “YAPTIĞIM İŞİ TİTİZLİKLE İYİ OLMASI İÇİN UĞRAŞTIM”

1985 yılından günümüze İHSAN GÜVEN “YAPTIĞIM İŞİ TİTİZLİKLE  İYİ OLMASI İÇİN UĞRAŞTIM”

O, hayatı mesleğin içinde okumuş. 15 yaşında çırak olarak adım attığı mesleğinde, 1985 yılında kendi kurduğu işyeriyle devam etmiş, Ürettiği tatlıyla markanın adını Tatlı Güven olarak tescillemiş. Günde 50 tepsi yapmış, 16 saat çalışmış. “Hatunum yanımda olmazsa olmaz, çocuklarımla da var oldum” diyor. O, Milli Takımın tatlısı olan Sütlü Nuriye’nin yaratıcısı, O, Tatlı Güven markasının var olma sebebi, O, başkalarına göre İhsan Güven,O, başkalarına göre Hacı, Ve O, bana göre tatlıcı İhsan Amca…

ANKET

KÖŞE YAZARLARI