24 Eylül 2017 Pazar 18:56
  • 3,638 TL
  • 3,903 TL
  • 144,20 TL
  • 90.491
KOCAELİ 25°

BENİM GÜZEL AİLEM “DALGIÇ AİLESİ”

Benim güzel ailem “DALGIÇ AİLESİ”
  • 0
  • 1912

Bu ayki “Benim Güzel Ailem”in konukları aynı iş yerini paylaşan, Nissan Yılmaz Otomotiv’in Satış Müdürü Umut Dalgıç ve sigorta bölümündeki sevgili güzeller güzeli eşi Elem Dalgıç.

Bu muhteşem aşk, bir iş başvurusuyla başlamış, aslında Umut, kariyer.net’ten kendine çalışma arkadaşı değil, hayat arkadaşı bulmuş. Tabi birbirlerine açılmaları da kolay olmamış. Nazım Hikmet’in “Benim UMUDUM var” mısrası, bu aşkın kıvılcımı olmuş. Bu aşkı onlardan dinlemeden önce bizi ağırlayan, enfes yaptığı lezzetlerle midemize bayram yaşatan evin hanımı Elem’e çok teşekkür ederiz. İşte buyurun, Dalgıç Ailesi’nden AŞKIN tarifi…

 

-Tanışma hikayenizi alabilir miyim?

 Elem Dalgıç – 2011 senesinde Nissan Yılmaz Otomotiv’e bir iş başvurusunda bulundum. Umut da mülakatı yapan kişiydi. İlk orada tanıştık ki; aslında bu ilk tanışma benim için korkunçtu. Çünkü ceketimi çıkartırken koluma kramp girdi ve karşısında ben, zıp zıp zıplayan bir tip durumundaydım. Rahat olmamı söyledi bana ama canım öyle yanıyordu ki; rahat olmak mümkün değildi ve iş görüşmesine gelmişim. Umut ise gayet rahattı zaten yapısı gereği her zaman karşısındakini rahatlatır. Kendi ortamındaymış gibi bir ortam sunar. Sonra konuşmaya başladık, mülakat gereği kendimi anlattım. Orada tanıştık, tabi o zaman müdür, eleman ilişkisiydi.

 

ELEM ULAŞ;
“KOLUMA KRAMP
GİRMİŞ, KARŞISINDA
ZIP ZIP ZIPLIYORDUM”

-Umut peki sende ilk karşılaşmada bir duygu oluştu mu?

Umut Dalgıç- Şöyle çok enteresan bir şey vardı. Müşteri İlişkileri Yetkilisi arıyorduk. O zamanlar inanılmaz derecede çok insanlarla mülakat görüşmesi yapıyordum. Elem geldiğinde artık sona yaklaşmıştım. Bir astsubayın eşi başvurmuştu ve bu iş için biçilmiş kaftandı. Kafama onu yazdım “Olacaksa bu olsun, tam istediğim gibi bir eleman” dedim. İkinci sıraya da Elem’i koydum çünkü Elem de Turizm ve Otelcilik okuduğu için onun da satış tecrübesi vardı. Üçüncü sırada da başka bir arkadaş oldu. Birinci sırada dediğim gibi bayan vardı, eşiyle konuşup bana dönüş yapacaktı ve ertesi gün ben de artık sonuçlandıracaktım. Ertesi sabah Sapanca Belediye Başkanı İbrahim Uslu’dan bana bir telefon geldi, “Müdür sana, buradan bir kızımız başvurmuş, o bizim canımız, ciğerimiz” dedi. Kim olduğunu sorduğumda Elem Tan diyerek onu işe almamı istedi. Ben de düşündüğümü, değerlendireceğimi söyledim. Aradan yarım saat geçti, bu sefer  Kartepe Belediyesi’nin muhasebe müdürü Abdullah Yılmaz aradı. O da Elem için aynı şeyleri söyleyerek “Al şu bizim kızı işe” dedi. Abdullah abiye de “O kız da sıralamada, değerlendiriyorum” dedim. Telefonu kapattım, yarım saat sonra birinci sıraya koyduğum öbür bayan aradı ve eşinin çalışmasına izin vermediğini söyledi. Böylelikle Elem direk birinci sıraya yükseldi. Sonra ben Elem’i arattırdım ve işe çağırdım. Aslında ilk başta etkilenmek gibi bir şey olmadı.

 

UMUT DALGIÇ;
“HER “HELAL OLSUN” CÜMLEMİN
ARKASINDAN BENİM ELEM’E
OLAN İLGİM ARTMAYA BAŞLADI”

Yapı olarak o kadar seçiciyim ki; hayatta da seçiciyim. İlla evlenilecek kadın konusunda da değil, ben bütün çevremi seçme konusunda da çok seçiciyim ve biraz da burnu büyük bir adamım. Elem’le çalışmaya başladık, odama geliyor, arkadaşlarıyla bir ilişkisi var, bir konuşması var, bir didişmesi var, tartışması var yani iş ortamında olan şeyler, bunların hepsini görüyorum. Her seferinde kafamda “Helal olsun kıza bak ne kadar güzel bu süreci atlattı, başkası olsa kırar dökerdi”  veya başka bir zaman  “Helal olsun kıza, bak ne güzel anlattı” diyorum. Her seferinde ağzımdan veya içimden “Helal olsun” çıkıyor. Her “Helal olsun” cümlemin arkasından benim Elem’e olan ilgim artmaya, bu sefer bakış açım değişmeye başladı. Bu sefer söylevlerim “Ne güzel hayat arkadaşı, ne kadar güzel eş olur”’a döndü. Bu düşünce kafamca iyice oturdu ve artık bu düşüncemi söyleme kısmı vardı.  

-Hemen evlenme teklifi ettin mi?

Şimdi Elem bilir, ben 4-5 adım öteyi inanılmaz düşünen bir adamım. O zaman da şunu düşünüyorum;  “Şimdi ben bu kıza açılacağım, sen işte iyi birisin, hoş birisin, akıllı birisin. Ben senden hoşlanıyorum.” dediğimde bana şunu diyebilir; “Allah belanı versin, ırz düşmanı” (şak tokat). (gülüyorlar) Yani bunların hepsi gelebilir ve ya hiç ağzını açmayabilir, böyle tepkiler vermeyip “Ben böyle bir şeyi iş ortamında kabul edemem, Allahaısmarladık” deyip, çekip gidebilir, işsiz kalır. Şimdi ben onun aile yapısını da öğrendim. Bir abi var Ankara’da, bir kardeş var kendi yolunu çizmiş, abla başka tarafa gitmiş, baba var emekli maaşı ile geçiniyor, hasta bir anne var. İşte hep beraber geçinmeye çalışıyorlar. Diyorum ki;  hiç tepki vermeden çekip giderse ve bu kız işsiz kalırsa, ben koskoca bir hayatla oynamış olacağım. Sadece Elem değil, İsmet Tan, Hacer Tan, o Tan, bu Tan bütün ailenin hayatıyla oynamış olacağım. Böylelikle kendimi baskılıyorum, sonra o baskı yine güzel bir hareket yapıyor ve ortaya çıkıyor. Bu sefer de “Olmalı” diyorum, sonra tekrar düşününce “Olmamalı” diyorum, kısacası gitgeller yaşıyorum.  

Elem Dalgıç- Tabi bu arada ben yanına gidip geldikçe bana sürekli, “Sen çok hanımefendi bir kızsın,  çok akıllısın,  çok düzgünsün,  çok beğeniyorum seni,  çok iyi bir çalışansın, çok düzgün bir çalışansın” diyor. Şimdi benim tabi hiç aklımda öyle bir şey yok ama bunları duydukça başka şeyler hissetmeye başladım.

UMUT DALGIÇ;
“ŞARTLAR OLUŞSA, İMKANLAR EL
VERSE, SENİNLE EVLENMEK İSTERİM,
SEN EVLENİLECEK BİR KIZSIN” DEDİM.”

Umut Dalgıç- Bir gün şirkette bir arkadaşla tartıştı,  gözler dolu bir şekilde odama geldi zaten ben ağlama duvarıyımdır herkes bana gelir. Ona “Sen hanım efendisin, sen akıllısın, sen düşünebilensin, boş ver, takma kafana” gibi cümleler söyledim, bir taraftan hem onu kollamam lazım hem de benim bilinçaltımdan böyle fırsat doğdu ve cümlelerimi devam ettirerek “Sen o kadar hanım efendisin ki; şartlar oluşsa, imkanlar el verse, seninle evlenmek isterim, sen evlenilecek bir kızsın” dedim. Aslında bunu bilerek yapmadım, bilinçaltımdan geldi. Tabi onda bir kıvılcım çaktı “Bu adamın bende gözü var” misali. (gülüyorlar) Hatta rahmetli annesine de ona aşık olduğumu söylemiş.

 

ELEM DALGIÇ;
“ONDAN DA DAHA NET HAREKETLER
BEKLİYORUM ÇÜNKÜ HOŞLANMA
DURUMU VAR KARŞILIKLI AMA BİR
TÜRLÜ SÖZE DÖKÜLEMİYOR”

-Peki Elem, sendeki duygular nasıldı?

Elem Dalgıç- Bendeki duygular, aslında o kadar babacan yaklaşıyordu ki; ama bu tek bana karşı değil herkese öyle, bir de çok düzgün bir insan hakikaten.  Oturulup konuşulacak, dertleşilecek, arkadaş gibi, bir baba gibi ve insan sığınabiliyor. Bayanı cezbeden bir durumdur, bu sığınacak bir liman olmak. Ben de işte bir şeyler hissediyorum ona karşı ama olur mu, olmaz mı düşünüyorum. Ondan da daha net hareketler bekliyorum çünkü hoşlanma durumu var karşılıklı ama bir türlü söze dökülemiyor.

 

UMUT DALGIÇ;
“BEN ARTIK HER AKŞAM EVE
GİDİP FACE AÇIP, ONU BEKLİYOR
DURUMUNA GEÇTİM VE
HEP YAZMASINI BEKLEDİM”

-Peki, “Evlenilecek kızsın” cümlenin ertesi günü ne oldu?

Umut Dalgıç- Hiçbir şey olmadı, normal hayat devam etti. Olaylar şöyle ilerledi; ben o zamanlar yalnız yaşıyorum ama ben sokağa çıkan, kafelerde oturan, barlara giden biri değilim. Evden işe, işten eve. Eve geliyorum, televizyon seyrediyorum sıkılıyorum,  kitap okuyorum sıkılıyorum, dergi okuyorum sıkılıyorum her şeyin de bir yeri var ve arada bir de bilgisayarda Facebook’a bakıyorum. Bir de ben de şöyle bir yapı var; Face’de kimse bana yazmazsa, ben hayatta yazmam. Mesela, Face’e giriyorum, Elem’i de çevrimiçi görüyorum, kıpraşıyor, yanıyor içim ama serde burnu büyüklük, kendini beğenmişlik var ya yazmıyorum. Bir gün Elem bana yazdı. “İyi akşamlar, Umut bey nasılsınız?”, ben de “İyiyim sen nasılsın?” diyerek muhabbet böyle başladı. Biz çok güzel bir, bir buçuk saat yazıştık, sonra kapattık ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi işe gittik. Ertesi akşam eve gittiğimde eskiden gazete, dergi, kitap, televizyona bakarken ben direk bilgisayarı açtım ve onun gelmesini bekledim. Benden yarım saat sonra geldi. Muhabbet etmeye başladık ama yine ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi işe gittik. Ben artık her akşam eve gidip Face açıp, onu bekliyor durumuna geçtim. Böyle sadece bilgisayara bakıyor, yazsın diye bekliyorum. Bu şekilde bir, bir buçuk ay devam etti.

Elem Dalgıç- Ama şimdi şöyle bir muhabbet oluştu.  Umut, sevdiği birinden, hoşlandığı bir kız olduğundan bahsetmeye başladı. Ben de aynı şekilde birinden hoşlandığımı söylüyorum yani hayaller üzerinden gidiyoruz. O kadar zorluyoruz ki birbirimizi kim olduğunu söylemek için, yine de bir bayan olarak karşı taraftan adım bekliyorum ama sonu gelmiyor, adım atmıyor. Biliyorum anlattığı kız bendim ama bir türlü söyletemedim.

UMUT DALGIÇ;
“BAŞKALARINI KIRIYORDUM
AMA ELEM’E YAPAMADIM
ÇÜNKÜ ONA AŞIKTIM.”

Umut Dalgıç- Bir akşam bayağı sıkıştırdım onu. O da bana Nazım Hikmet’in çok güzel bir şiiri var, onun bir dörtlüğünü gönderdi.  İçinde de şöyle bir cümle;  “Benim UMUDUM var”. Onu attı ve Face’den çıktı. Ertesi sabah odasına gidip “Demek senin UMUDUN var” diyerek odama geçtim, yine açılamadım. Hem bir tedirginlik var, hem de korkuyorum, aslında hayatımda daha önceki olumsuz tecrübelerimden dolayı kendime güvenemiyorum.  Onun öncesinde de birkaç çıktığım oldu ama hep bahaneler üretiyorum karşımdakinden kurtulmak için ve yemek yerken bile ona karşı kendimi dolduruyorum.  Çok güzel muhabbet ediyoruz aslında, her şey sular seller gibi gidiyor, sonra evinin önüne getirdiğim zaman  “Çok güzel bir akşam oldu, teşekkür ederim, seninle tanıştığıma çok memnun oldum, bana değer kattın, hayatıma renk kattın” diyorum ve o da doğal olarak bir dahaki buluşmayı bekliyor. Ben ona ” Bir dahaki buluşma için ben kendime zaman tanımak istiyorum, ben seni ararım tekrar buluşmak için” diyorum. Böyle insanlardan kaçıyorum, ama o benden kaynaklanıyor, ondan değil. Şimdi Elem’e de bunu yapacağım ama yapamıyorum. Başkasını kırıyorum, o benim için önemli değil ama Elem’e harbiden aşığım. Kendime güvenemediğimden onu incitirim diye hep kendimi geri çekiyorum. Sonra o “Benim umudum var” deyince; ben de artık biraz çözüldüm ama yine de dışarı çıkma teklifi ondan geldi.

Elem Dalgıç- Umudum var olayı bizim çözülmemizdi, yani ben senden hoşlanıyorum biliyorum ki; sen de benden hoşlanıyorsun. Sonra Umut’un bana yemek borcu vardı. Bir gün ona “Bana yemek sözün var” dedim ve böylece yemeğe çıktık. Birbirimizi karşılıklı anlatmaya başladık, ama o akşam da net bir şeyler konuşmadık.

 

UMUT DALGIÇ;
“YEMEĞİ YAPARKEN
BEN ONA EVLENME
TEKLİFİ ETTİM”

Umut Dalgıç- Birbirimize açılmamız çok uzun sürdü ama açıldıktan sonra olaylar çok hızlı gelişti. Çok hızlı gittik. O gün açılamadım ve Sapanca’ya evine bıraktım. Sonra bir gün “Bana gel, yemek yap, ben de bir ev yemeği yiyeyim, sonra ben seni akşam bırakırım” dedim.  Elem benim evime geldi  ve hakikaten bana yemek yaptı. Aslında birlikte yemek yaptık, beraberce, daha doğrusu yemeği yaparken, ben ona evlenme teklifi ettim.

-Nasıl yani?

Umut Dalgıç- Direk bodoslama ama o her zaman beni bu konuda yeriyor. Çünkü diyor ki; ”Bir kadına evlilik teklif etme şekli vardır. İşte sen çok hoşsun, çok güzelsin, ben senden çok hoşlanıyorum, benimle hayatını birleştirir misin? Benimle evlenir misin? İşte balonla uçur, gemide teklif et, uçak kirala, trenin en ön vagonunu benim için kapat” gibi. (gülüyorlar) Tabi her kadının beklentisi.  Ben de böyle bir adam değilim. Aslında kaba bir adam da değilim, hiç kaba değilim. Kibar bir adamım ama yapmacık olamıyorum.  Ona dedim ki; “Evlen benimle.” Tabi biz yemeği de yiyemedik.  O şok ama teklifi eden ben de şokum aslında ve akabinde teklifimi kabul etti. Oradan sonra biz çok hızlandık.

Elem Dalgıç- “Benimle evlenir misin?” bile demedi.

ELEM DALGIÇ;
“HEMEN EVLENME TEKLİFİNİ
KABUL ETTİM, AMA İKİMİZ DE
SALYA SÜMÜK AĞLIYORDUK”

-Elem hemen mi “Evet” dedin?

Elem Dalgıç- Evet, hemen dedim ama biz böyle salya sümük ağlıyorduk. Umut, ağlıyor bana olan sevgisini anlatıyor ama o kadar çok seviyor ki; kelimeler yetmiyor.  Artık böyle taşıyor ve ağlıyor. “Anlatamıyorum sana, anlatamıyorum sana” diye böyle ağlayarak, “Seni çok seviyorum, seni çok seviyorum” kaç kere “Seni seviyorum” dediğini bilmiyorum.

Umut Dalgıç- O ağlama duygu yoğunluğumun dışa vurumu oldu. Çok ağladım, hıçkıra hıçkıra ağladım. Biz bu evlenme kararını aldığımızda 2012 yılının Temmuz ayıydı ve biz 2013’ün Mart ayında evlendik.

 

UMUT DALGIÇ;
“8 AY LİSELİ ÇOCUKLAR
GİBİ DORUKLARDA
AŞK YAŞADIK”

-Bu olaylar içinde hiç birbirinizden vaz geçtiniz mi?

Umut Dalgıç- Hiç vazgeçmedik. O kadar doludizgin gittik ki; yani 8 ay liseli çocuklar gibi doruklarda aşk yaşadık.

 

ELEM DALGIÇ;
“BİZ İLK TANIŞTIĞIMIZDA
YAŞADIĞIMIZ AŞKIN ÜZERİNE,
HER GEÇEN GÜN DAHA DA
ÇOK AŞKI KOYDUK.”

Elem Dalgıç- Evlenerek  bir an önce bir arada olalım istedik yani uzak kalamıyorduk. Biz ilk tanıştığımızda yaşadığımız aşkın üzerine, her geçen gün daha çok aşkı koyduk. Şu anda bile daha fazla koyuyoruz yani hiç eksilmiyor. Hep böyle daha daha fazlaya gidiyor.

-Elem, bana Umut’u  anlatabilir misin?

Elem Dalgıç- Çok iyi kalpli, yufka yürekli, çok insancıl, çok sıcak, çok dürüst, aşırı sevgi dolu, hakkaniyetli ve herkesin hakkını almasını gerektiğini düşünen biri.

-Ya Umut, sana Elem dersem?

Umut Dalgıç- Bu Umut anlatımından sonra Elem daha gerçekçi,  dünyaya daha net gözlüklerle bakar, yüreği sevgi dolu, yufka yürekli,  bana karşı inanılmaz derecede saygılı, herkese karşı saygılı ama bana karşı bir gömlek ötede saygısı. O da iyi bir insan ama o benden daha sert, biraz daha sinirli ve tabi her kadın gibi çok konuşuyor. Dırdırcı… (gülüyorlar)

Elem Dalgıç- Tam bir kayın valide, hiç aratmıyor ki; benim kayın validem yani annem hiç dırdır yapmaz ama Umut onun yerine yapıyor. (gülüyorlar)

-Hani siz tamam aldınız başınızı gidiyorsunuz aşk, meşk başka ama aileler bir araya nasıl geldi?

Elem Dalgıç- Umut’un evlenmiş boşanmış ve bir çocuk sahibi olması tabi benim ailem açısından düşünülmesi gereken bir konuydu.  İlk önce annemle paylaştım konuyu. Annem bana “Evlenmiş, boşanmış biri ve bir çocuğu var, sen böyle bir sorumluluğu alabilecek misin? Alabileceğine inanıyorsan benim için hiç sıkıntı olmaz kızım” dedi. Babamla da konuşmuşlar babam da aynı şeyi söylemiş ve “O aklı başında bir kız, eğer o tamam diyorsa, bizim için de tamam” demiş. Benim ailemim yaklaşımı bu oldu.

Umut Dalgıç- Annem, babam, ben İstanbulluyuz, biz buralı değiliz. Kocaeli’ye ben 2003 yılında geldim. Bütün kökenim İstanbullu benim. Boşandıktan sonra annem sürekli şunu söylemeye başladı; “Oğlum yalnız yaşıyorsun orada, çık gel İstanbul a, bizimle beraber yaşa daha çok kazanırsın”. Ben de şunu diyorum anneme “Evet anne doğru söylüyorsun. Burada kazandığımın 3-4 katını kazanırım ama burada 3-4 kat daha az stres yükleniyorum. Orada 3-4 kat fazla kazanırken, o kadar da stres yükleneceğim. Bir de ben burada markayım. Bak beni burada herkes tanıyor, İstanbul’ da kimse beni tanımaz. Boğulurum ben orada. Burada Umut Dalgıç var Nissan’ın 2005 yılından beri bu bayinin müdürlüğünü yapıyorum. Ben de artık markanın içinde marka oldum.”

UMUT DALGIÇ;
“ERKEĞİN DE YALNIZ
YAŞAMASI ZOR SONUÇTA,
ANNE YÜREĞİ ONU DÜŞÜNÜYOR.”

Annem de bana acıyor tabi yalnız yaşıyorum ya burada, erkeğin de yalnız yaşaması zor sonuçta, anne yüreği onu düşünüyor. Birini bulup evlenmemi istiyordu. Sonra anneme Elem’den hoşlandığımı söyledim. Bir de benim kız kardeşim var, benden 10 yaş küçük. O da benle birlikte büyüdüğü için biraz erkeksi. Kız kardeşimle de çok rahat konuşuyoruz bu yüzden. Kız kardeşime de söyledim. O da tanıyor, o da arada iş yerine geliyordu. Annem daha sık geliyor İstanbul’dan, kardeşim daha seyrek geliyordu. Duyunca çok sevindiler. Şimdi Elem kimdir,  Elem kötü müdür,  Elem cadaloz mudur,  Elem yırtık mıdır, Elem’in geçmişi karanlık mıdır, bunların hiçbirini düşünmüyorlardı. Umut ne diyorsa doğrudur, o iyidir, o melektir, yürü hep bana, yürü dediler. Hatta ben bir ara kendime güvenemediğim için bir geri çektim kendimi Elem’den. O arada kız kardeşim beni ikna etmek için atladı geldi, gece bende kaldı. “Abi niye istemiyorsun, niye kaçıyorsun?  Kaçma, geri çekilme, saldır, al kızı,” dedi.  Dolayısıyla hiç tepki vermediler. Eğer birini seçtiysen, sen doğru insansın, sen de doğruyu seçmişsindir, yürü dediler hep. Onların da tabi tereddütleri vardı. Bir kere Elem’in ilk evliliği olacaktı. Annem sürekli düşünen bir insandır. Militan ruhludur bir de.  “Oğlum bak, kızı iyi analiz et, kız ile konuş,  zorlanmasın. Senin bir geçmişin var. Ziyan olmasın” diyordu. Ben de ona “Tamam anne, o da bilmiyor mu anne, çocuk değil anne,  kocaman kız, kör değil, sağar değil, yaşananları biliyor” gibi cümleler kuruyordum.

 

ELEM DALGIÇ;
“BİZİMKİLER ÇOK SEVGİLİ
35’LİK KIZLARINI VERMEYE
KIYAMADILAR”

-Elem, isteme nasıl oldu?

Elem Dalgıç- Umut’un annesi “Allah’ın emri Peygamberimizin kavliyle” beni istedi. Bizimkiler çok sevgili kızlarını vermeye kıyamadılar. (gülüyor) Babam, “Annesi orada o versin” diyor, annem ise “Sen babasın sen ver” diyor. Ben de “Aaaaa, beni kimse veremiyor Umut’a, sonra ben giderim” deyip geldim yanlarına. Umut’ta taktı yüzüğü, sonra bir baktım herkes ağlıyor, kıyamadılar 35’lik kızlarına (tekrar gülüyor)

-Elem, evde nasıl Umut?

Elem Dalgıç- Umut, herhalde herkesin istediği bir kocadır. Her zaman bana çok destek olur evde ve ben her bana yardım ettiğinde ve destek olduğunda teşekkür ederim ama Umut “Ben seninle bir hayatı paylaşıyorum neden bana teşekkür ediyorsun” der. Hakikaten öyle biz eve geldiğimizde ben bir yerleri topluyorsam, bir şeyler yapıyorsam, bir ucundan tutar, o da yardım eder. Onun dışında bizim televizyon kavgamız vardır, ama düşündüğünüzün tam tersi. Bu bizim kavgamız “Kumandayı sen al” kavgasıdır. O bana verir sen istediğin yeri aç diye, ben de ona veririm sen istediğin yeri aç diye. Biz film izlemeyi çok seviyoruz. Her akşam mutlaka oturup bir tane film izleriz. Eskiden daha fazla izliyorduk. Hatta şu 3D filmlerden izliyorduk. Bir oturma odamız var, biz orayı sinema odası yaptık, ses sistemi, televizyon aldık ve binaya da izole yaptırdık. Biz orada kış döneminde yani Kasım’la Nisan arasında her akşam sinema gecesi yapıyoruz.

 

UMUT DALGIÇ;
“YARDIM ETMİYORUM Kİ;
ELEM’LE HAYATI PAYLAŞIYORUM”

Umut Dalgıç-Kendisine göre yardım ettiğim için teşekkür ediyor ya; aslında yardım etmiyorum. Şöyle bir felsefem var; Çalışan kadınsan, erkek zaten çalışan bir birey. Kadın çalışıyorsa hayat ortak, bulaşık ortak, çamaşır ortak, ev temizliği de ortak. Yani evde yapılan her şey ortak. İşe gidip para getiriyorsa, bir şekilde benim ona destek olmam lazım. Dediğim gibi yardım etmiyorum ki; hayatı paylaşıyorum Elem’le. Sen çalışarak benimle hayatı paylaşıyorsun, paranı getirip benimle paylaşıyorsun. O da hayatın bir parçası, bu da benim için hayatın bir parçası. O yüzden teşekkür etmeye gerek yok.

-Aynı iş yerinde çalışmanız bir sıkıntı yaratıyor mu?

Elem Dalgıç- O konu da şöyle bir sıkıntı var. Mesela aynı iş yerinde ve Umut’un o iş yerinde müdür olmasının dezavantajını ben yaşıyorum. Herkes daha rahatken ben daha baskı altındayım, bana ayrıcalıklı davrandığını düşünmesinler diye kendimi baskılıyorum. Hani başında dedim ya; hakkaniyetli bir insandır o, hakkaniyeti bozulacak ve dışardan öyle algılanacak diye bana öyle bir baskı uyguluyor şirkette. Ben o yüzden hiç torpilli değilim bu konuda. Bu iş tarafı ama evliliğimize var mı bir sıkıntı, hayır hatta biz çok daha fazla mutluyuz aynı işyerinde bulunmaktan ve çalışmaktan. Çünkü biz aynı anda kalkıyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz, işe gidiyoruz, orada çalışıyoruz, sorunlarımızı biliyoruz, birbirimizi çok iyi anlayabiliyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.

-Peki Umut, yan yana olmak hiç sıkmıyor mu sizi?

Umut Dalgıç- Ben aksine çok mutluyum, gözümün önünde, işin haricinde muhabbet etmiyoruz sadece iş konuşuyoruz ama o iş konuşması için bile mesela şu poliçeyi yap demek için telefon açtığımda onun sesini duyunca mutlu oluyorum. Bazen içim taşıyor, dönüyorum hatırını sorup tekrar yerime dönüyorum. Merdivenlerden iniyorum “Naber güzel şey” deyip yerime geçiyorum. Bunlar bana mutluluk veriyor, çok mutluyum.

-Evlilik aşkı öldürüyor mu?

Umut Dalgıç- Hayır öldürmüyor, ama bunun dozunu çok iyi ayarlamak lazım. Ben çok renkli bir insanım, cıvıl cıvıl çocuk bir ruhum var, 45 yaşındayım ama kendimi 17-18 yaşında gibi hissediyorum. Şaka yaparım, taklitler yaparım, gezmeyi çok severim, mesela 400 km’yi günübirlik gider, gelirim. Nitekim de gidiyoruz, kızsam bile büyüten bir yapım yok, unuturum, böyle olunca da daha renkli oluyor, evde çocuk gibiyim.

 

 

ELEM DALGIÇ;
“BAZEN ÇOK KIZGIN OLUP
KESİNLİKLE GÜLMEYECEĞİM DERKEN
BİLE HEMEN GÜLMEYE BAŞLIYORUM.”

Elem Dalgıç- Problemleri hiç büyütmez, ikimiz arasındaki problemleri de hiç büyütmez, ben biraz daha parlarım, her zaman ilk adımı o atar bana, suçlu da olsa “Benden özür dile” der (gülüyorlar) Anlayacağınız her durumda hep ben özür dilerim, sonra o da diler, bizim barışma yöntemimiz budur. Bazen çok kızgın olup kesinlikle gülmeyeceğim derken bile hemen gülmeye başlıyorum.

Umut Dalgıç- Küskünlüğü hayatın hiçbir noktasında sevmiyorum dolayısıyla böyle yapıdaki bir adamın eşiyle küskün olması mümkün değildir. Bizim suskun kalmamızdaki bende ki sürenin en zirvesi 10 dakikadır. 11.dakikada zaten gülmeye başlarız. Ben Elem’e gidip sarılıp harbi kabahatli olsam bile “Çabuk benden özür dile” derim. Küskünlüğün uzun sürmesi taraftarı değilim, hadi küs yatalım, ertesi gün küs kalalım veya 3 gün ki biz 3 gün sonra eski günlerimize döneceğiz niye 3 günümüzü harcayalım. Hayat zaten çok kısa dolayısıyla o 3 gün çok önemli.

-Emekli oldunuz diyelim, ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Elem Dalgıç- Zaten biran önce ikimiz de emekli olmayı istiyoruz. Açıkçası ben hobilerimle ilgilenmek istiyorum. Resim yapayım, puzzle yapayım, pasta, börek yapayım, işte böyle şeylerle uğraşmak istiyorum.

Umut Dalgıç- Elem çok güzel yemekler yapıyor, geleceğimizle ilgili en baş kurgulardan biri Elem’e bu konuda bir iş sahası belirlemek ve yapmak. Benim en büyük kurgum ise yatmak boş bir şekilde. Kitaplarımı okumak ama hep okumak, bir sürü kitaplarım var ki; çok da kitap alıyorum ama okuyamıyorum, zamanım yok. En büyük hayalim günde 40,50,60,70 ne kadar gidebilirsem o kadar sayfa kitap okumak istiyorum. Onun dışında da başka hiçbir şey yapmak istemiyorum, yapacağım en büyük iş, çiçek sulamak o kadar.

 

UMUT DALGIÇ;
“ELEM, PİYANGODAKİ
EN BÜYÜK İKRAMİYEDİR
BENİM İÇİN.”

-Son olarak birbirinizdeki anlamınız nedir?

Elem Dalgıç-Aşk ama büyük bir aşk, tarifsiz insanın içini ısıtan kızsan da böyle kıyamayacağın bir adam.

Umut Dalgıç-Aşk ama çok büyük aşk, Elem, piyangodaki en büyük ikramiyedir benim için. Biz hala ilk günü koruyoruz. Hep de “Allah bize ilk günümüzü korumayı nasip etsin diye de” dua ediyoruz.

1912 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Çocuklar Ülkesine Yolculuk

Çocuklar Ülkesine Yolculuk

Öncelikle herkese kocaman bir “MERHABA” demek istiyorum. Ben Burcu Uskan Aslan. 10 yaşında dünyalar tatlısı Ecrin Deniz’in annesiyim. Sizlerle bu köşede bundan sonra; “Çocuklarımızla nereye gidebiliriz, nasıl etkinlikler yapabiliriz?” üzerine paylaşımlarım olacak. Umarım paylaştığımız bu güzel anlar, sizler için de yol gösterici olur. Okumaya değer bulduğunuz için şimdiden teşekkür ederim

İzmit tarihi BU SOKAKTA

İzmit tarihi BU SOKAKTA

İzmit’in tarih kokan Kapanca Sokağı restorasyon çalışmalarıyla tekrar canlandı. Gidilmesi, görülmesi hatta keşfedilmesi gereken bir sokak. Selim Sırrı Paşa Konağı’nın da yer aldığı sokakta, Türk konut mimarisiyle inşa edilen geleneksel evlerin seyrine doyamayacaksınız

GÜLÇİN KARAASLAN; Hayallerinin peşinden koşan İÇ MİMAR...

GÜLÇİN KARAASLAN; Hayallerinin peşinden koşan İÇ MİMAR...

Fazlasıyla üretken, korkusuz bir girişimci, Hayallerinin peşinden koşan bir iç mimar. Gülçin hanım, Gülçin Karaaslan Mimarlıkta, başarılı tasarımcı Soner Yıldırım ile çalışmalarına devam ediyor. Her gün İzmit’ten Ataşehir Ağaoğlu My Prestige’deki ofisine gidiyor. Sonrasında gününün nasıl geçtiğini anlamanız için benim gibi 1 tam günü onunla geçirmeniz gerekiyor. Arada görüştüğümüzde yoğunluğundan bahsediyordu. Aynı şuan benim size bahsettiğim gibi. Ancak ben bunu tam olarak anlayamıyordum, aynı şuan sizin beni tam olarak anlayamadığınız gibi

CAFE DE LUCA Kahve onların işi…

CAFE DE LUCA Kahve onların işi…

İzmit’te bir kafe vardır, bir de LUCA.

BESİNLERİN SİHRİ: GLİSEMİK İNDEKS DEĞERLERİ  

BESİNLERİN SİHRİ: GLİSEMİK İNDEKS DEĞERLERİ  

Hayatın içinde koşuştururken, yaptığımız beslenme hatalarından birisi de öğün atlamak.   Yaşadığımız en büyük sıkıntı da kan şekeri ve tansiyonda oluşan dalgalanmalara bağlı bir takım problemler.  (Göz kararması, baş ağrısı, halsizlik, denge kaybı vb.)   Uzun süren açlığın ardından en uygun olduğumuz an ise, aşırı yemek yiyerek başka bir hataya daha sebep oluyoruz.  Hemen ardından da hazımsızlık, uyku hali, konstipasyon vb. kapımızı çalıyor. 

MALTA; İTALYA VE AFRİKA ARASINDA CENNETTEN BİR PARÇA…

MALTA; İTALYA VE AFRİKA ARASINDA CENNETTEN BİR PARÇA…

Geçtiğimiz ay sıra dışı ziyaretle bir ada ülkesi olan Malta’yı ziyaret ettim. Bu ziyaretin başrolünde, dil okuluna gidip, orada evlenen ve bu güzel adaya yerleşen 17 yıllık Maltalı aslen İzmitli Serkan Başkut var. Uzun zamandır yazılarımı takip eden Serkan, bu küçük ve sevimli adayı İzmit’e tanıtmak istemiş. Bana ulaşarak Malta’yı tanıtma fikrini benle paylaştı. Sonrasında Malta Turizm Bakanlığı’nı da işe dahil ederek; bu projeyi gerçekleştirmemizde başrolü oynadı.

ANKET

KÖŞE YAZARLARI