25 Kasım 2017 Cumartesi 03:14
  • 3,638 TL
  • 3,903 TL
  • 144,20 TL
  • 90.491
KOCAELİ 15°

FARKI, MELEKLERİN ELİNDEN OLMASI; GÖLCÜK DOWN CAFE

Farkı, meleklerin elinden olması; GÖLCÜK DOWN CAFE
  • 1
  • 2563

Burası bir hayal ürünü, Burası tamamen şahıs desteğiyle yapılmış, Birlik ve beraberlikle oluşmuş bir yer.

Bu hayalin sahibi, 

+1 Fark ile Gölcük Down Sendromlular Derneği’nin de kurucusu
Belgin Rumelioğlu ABANOZ…
O melekleriyle birlikte Gölcük Down Cafe’de tat severleri ağırlıyor.
Amacı daha çok meleği iş sahibi yapmak.
Onlarla tanışabilir, Dünya Mutfağının en güzel yemeklerini,
Bu meleklerin ellerinden yiyebilirsiniz.
İşte bu güzel hayalin tüm detayları ve BELGİN RUMELİOĞLU ABANOZ…

 

-Belgin hanım sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

29 Mayıs 1976 yılında Fransa’da doğdum. İlköğretimimi orada tamamladım. Babamın emekli olması nedeniyle Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. O zamandan bu zamana kadar kafamda sadece tek bir meslek yapmak vardı, o da anaokulu öğretmenliğiydi. Nitekim de bu yolda ilerledim. Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi bölümünü bitirdim. Aslında benim, lise 2’nin yaz tatilinde bir anaokulunda işe başlayarak çalışma hayatım başladı. Sorumluluk almayı da çok sevdiğim için okulun sahibi bana okulun anahtarını teslim etti ve biranda o okulda her şey oldum. Lise 3’e başlarken de stajımı orada yaptım. Sonrasında okulumdan mezun olur olmaz başka bir anaokulunda işe başladım ki daha 19 yaşındaydım. Başka anaokulunda çok ağır bir sorumluluk verildiği ve benim de bu işin dışında başka bir iş yapmakla ilgili kafamda bir şey oluşmadığı için babam da bana anaokulu açmak istedi. Sonuç olarak Değirmendere’de babam bana 19 yaşındayken anaokulu açtı. O zaman ilk açılan anaokuluyduk ve ismi de Yuvam Belgin Anaokuluydu. 0-12 yaş gurubu öğrencilere hizmet veriyorduk. Babam servisimi, annem de yemeklerimizi yapıyordu, ailecek çalışıyorduk. Birinci katımız bebeklere, üst katımız ise 3-6 yaş grubuna aitti, bu şekilde depreme kadar kendi anaokulumu çalıştırdım. Depremde istemediğimiz tabi olaylar oldu, birçok öğrencimizi kaybettik, o arada evliliğim oldu 19 ve 5 yaşında oğlum var.

 

“KURUM SAHİPLERİ İÇİN DEĞİL,
ÖĞRENCİLER İÇİN BİRŞEYLER
YAPMAK İSTİYORDUM”

-Özel çocuklarla yollarınız ne zaman kesişti?

Aslında kendi anaokulumdayken özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerim hep oldu ama deprem öncesinde çok öyle özel eğitim kurumları yoktu. Olmayınca da mecburen böyle down sendromlu öğrencileri anaokuluma kabul ettim ve zaten ben buradaki öğrencilerin birçoğunu da oradan tanıyorum. Çünkü ailelerle hiçbir şekilde bağımız kopmadı. Depremden sonraki süreçte 15 sene özel eğitim kurumlarında çalıştım. Erba Özel Eğitim’de 6 sene, sonrasında Yavuz Kavan’ın okulu Yeşil Doğa’da sosyal sorumluluk projesi dahilinde işe başladım. Aslında ben orayı, ticari amaç güden kurum değil de, biraz daha sosyal proje adı altında bir okul olduğu için kabul ettim. Okullarda idari kısımlarda çalıştım. Geçen seneye kadar da çalışma hayatım devam etti, eşim kalp rahatsızlığı geçirdi ve ben bu yüzden 1 sene evde kaldım. Aslında evde kalmak çok bana göre bir şey değildi fakat ben tekrar özel eğitim kurumunda çalışmak istemedim. Açıkçası kurum sahipleri için değil, ben öğrenciler için bir şeyler yapmak istiyordum, çünkü okulların hep sosyal etkinlik kısımlarında var oldum ve ben hep onlara sosyal etkinlik yaptırmanın peşinde oldum. Zaten çocuklar belli bir yaşa kadar bir masa başında boncuk dizmeyi, bir A’yı, bir  B’yi öğreniyorlar, 17’ye geldiklerinde de okullar bunu bıraksın istiyorum, okullar da görevlerinin bu olduğunu söyleyip bunun üstüne çıkmıyorlar.

 

“DOKUZ SENEDİR
HEP YAPMAK
İSTEDİĞİM
HAYALİMDİ”

-Derneğin ve kafenin kurulma hikayesi nedir?

Özellikle benim kaymakamlıkla diyaloglarım çok iyiydi mesela kaymakamlıkta birinin ihtiyacı olduğu zaman alıp götürürüm aileleri veya ailelerimin yararlanabileceği bir imkan varsa hepsini bundan yararlandırmaya çalışmışımdır. Bir öğrencim için yine kaymakamlığa gitmiştim, bana kaymakamlıktaki yetkililer “Bu zamana kadar kendin için hiçbir şey istemedin, bir senedir evdesin, yapmak istediğin bir şey yok mu?” dediklerinde;  “Benim 9 senedir hep yapmak istediğim bir hayalim vardı, fakat kurumlarda çalışırken taraf olurum diye yapamadım, ama şimdi tarafsızım ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. İzmir’le, İstanbul’la görüştüm, bana ilk önce dernek kurmam gerektiğini söylediler” dedim. “Bunu hemen yapmalısın” dediler ve o gün kaymakamlık tarafından dernek işlemlerim başlatıldı. Ben hemen yönetim kurulumu oluşturdum. +1 Fark İle Gölcük Down Sendromlular Derneğini kurdum. 27 Mart’ta dernek onayımız çıktı.

“BU KAFEYİ
ELİMİZDE
HİÇBİR ŞEY
YOKKEN TUTTUK”

-Dernek olarak ilk projeniz Gölcük Down Cafe’miydi?

Evet, zaten dernek kurulmadan önce bu proje vardı ki; derneğin öncelikli kurulma amacı da buydu. Dernek onayımız çıktığı andan itibaren hemen bir kafe araştırmasına girdik ve bir dükkan bulduk. Dükkanı bulduktan sonra ben projeyi çizdirdim, çok kocaman bir yer tutmaktan çekindim sadece büyük bir mutfak olsun istedim. Aslında burayı elimizde hiçbir şey yokken tuttuk.

 

“BU DÜKKANI KİRALAMADAN
ÖNCE TOPLANMA YERİMİZ
BURASI OLMUŞTU,
BİZ BURAYI ÇOK İSTEDİK”

-O zaman bu kafenin oluşumunda kimler yanınızda yer aldı ve bu kafe nasıl var oldu?

Projeyi çizdikten sonra da başkanımız Mehmet Ellibeş’e gittik ve ne yapabileceğimizi sorduk. O da ne kadar bütçeyle başladığımızı sordu.  Ben de “Bizim bir bütçemiz yok, sıfır” dedim. Araştırıp araştırmadığımı sordu, ben de İzmir ve İstanbul’da olanların belediye destekli olduğunu ama  illaki belediye destekli olsunun peşinde olmadığımı, sadece belli bir kısımda yardımcı olmalarını istedim. Çünkü biz hemen sponsor arayışına girmiştik. Bu arada  “21.Yüzyıl Kadınlar Tiyatro ekibi bizim için bir oyun oynadı ve ilk onun geliriyle buranın kirası ve kaporası verildi. Zaten orada birinci aşamamızı atlattık. En ilginci, daha kiralamadan önce, toplanma yerimiz bu dükkanın önü olmuştu. Yani veliler, aileler, yönetimdekiler bu kapıdan ayrılamıyorduk. Burayı çok istedik. Kaymakamlık sponsorluk için gidebileceğim birkaç yere daha yönlendirdi. Olumsuz yanıt aldığım çok yer oldu ki; ilk görüşmem olumsuz geçmişti, bu beni çok üzmüştü. Belki de benim için iyi oldu, gideceğim yerlere hazırlıklı gitmem açısından. Sonrası ama çorap söküğü gibi geldi. İlk İzmit’ten, Onel Enerji Elif Özden’in bürosunda listemden bir şeylerin üstü çizilmeye başlandı, 30 bin civarında tutan havalandırma sistemi, doğalgaz tesisatı ve klimalarımızı onlar üstlendiler. O görüşmeyi yaptıktan sonra bizi Lions Kulübü davet etti, “Mutfak fayansları ve yer döşemelerini biz üstlenelim” dediler. Hemen onun üstünü de çizdik. Bu arada buranın inşaatı seçimden 2 gün sonra hemen başladı, 5 bin liralık bütçeyi bize İstanbul eski Emniyet Müdürü Kazım Abanoz’un eşi verdi, eşimin amcası olur. “Biz size 5 bin lira verelim, hemen artık ustaları içeri sokun” dediler. Listeden birkaç şey çizildikten sonra Başkanımız Mehmet Ellibeş’e tekrar gittik.

 

“BURASI, TAMAMEN ŞAHIS
DESTEĞİYLE YAPILMIŞ,
BİRLİK VE BERABERLİKLE
OLUŞMUŞ BİR YERDİR”

 Tabi ikinci gidişimiz ilk gidişimiz gibi olmadı, daha güçlü gittik. Aslında Başkan Mehmet Ellibeş ile çok yakındım, benim anaokulumu da o açmıştı ve beni çocukluğumdan bu yana tanıyordu. Başkana neleri hallettiğimizi söyledik ve sonra da ben direk “Mehmet abi siz nereyi yaparsınız?” dedim. Bütün su tesisatının değişmesi gerekiyordu çünkü çok kötü bir binaydı. Elektrik tesisatının da çok güçlendirilmesi gerekiyordu ki sanayi tipi mutfak yapacağımız için bu gerekliydi. O da 12 bin civarında tutuyordu, başkan bunu üstleneceğini söyleyerek ustayı aradı ve hemen çalışmalara başlanıldı. Geriye masa, sandalye ve sanayi tipi mutfağımız kalmıştı ki; maliyeti de 50-60 bin civarıydı. Onları da yine İstanbul eski Emniyet Müdürü’nün kaset çalışmaları olan oğlu Fatih Abanoz’un sponsoru ve arkadaşı Yörsan’ın sahibi Sinan Yörük üstlendi. Kısacası burası dernek değil, tamamen şahıs desteğiyle yapılmış, birlik ve beraberlikle oluşmuş bir yerdir. İnşaat kısmımız 3 ay kadar sürdü ve 1 Temmuz’da da faaliyete başladık.

“GÖLCÜK’TEN BİR ŞEY
OLMAZ DİYENLERE
KENDİMİZİ KANITLADIK”

Personellerimiz ki; aslında personel demek istemiyorum çünkü hepsi arkadaşlarım.  8 kişilik bir oluşumla başladık ama büyüdük. Çocuklarımızdan Aylin’in ablası Selin’le, başladığımız günden bu yana hiç ayrılmadık, Yusuf Sirmen tersanede çalışıyor fakat son 4 aydır ayrılmadık, benim en çok kahrımı çeken arkadaşım ve eşim zaten her zaman bana çok destek oldu.  Hülya abla çocuklarımızdan Yağmurumuzun annesi, tabi bunun dışında yönetimimizde olan Fatih Abanoz’un eşi Bi-fit’in sahibi Çağla Abanoz da ciddi bir destek verdi. Çok yoğunuz ve gidişattan da inanılmaz memnunuz. Çok kişi bize “Gölcük’ten bir şey olmaz, boşuna uğraşıyorsunuz, iki gün sonra kapatırsınız, bu sokakta olur mu?” dediler. Diyen birçok kişiye kendimizi kanıtladık, kanıtlamak zorunda da değildik, yaptığımız şey belli fakat gerçekten dar kafalarla bir şeyleri yürütmek çok da kolay olmadı. Ama biz bunu başardık.

 

“DÖNÜŞÜMLÜ OLARAK
HER HAFTA 3 ÖĞRENCİ
KAFEMİZDE ÇALIŞIYOR”

-Burada çocuklarımızın çalışma şekillerinden bahseder misiniz?

Birincisi, birçok öğrenciyi tanıdığım için bu bana avantaj oldu, ikincisi de duyanlar artık iş başvurusuna geliyor. Ben onların başvurularını alıyorum ve dönüşümlü olarak her hafta 3 öğrenci kafemizde çalışıyor. Haftalıklarını Cumartesi günü alıyorlar ve gidiyorlar. Haftaya başka 3 çocuk öğrenci geliyor. Bu böyle devam ediyor. Tabi burada bir de profesyonel bir ekip var, şefimiz bölüm mezunu, bir tane garsonumuz var, o da aynı şekilde. Selin ise artık burada resmi çalışan oldu, Aylin’in ablası ama yaptığı iyiliği göreve döndürdük. Arada hafif düzeyde mental olan öğrencilerimize de yer vereceğiz. Sadece down sendromlu çocuklarımız olmayacak. Tabi bunların da yerleştirilmesi bir program dahilinde olacak.

“DOWN KAFE OLDUĞU İÇİN
İNSANLAR BİR KERE GELECEKTİR
AMA İKİNCİSİNDE DE GETİRTEBİLMEK
İÇİN YEMEK KÜLTÜRÜ OLUŞSUN İSTEDİK.”

-Mutfağınızdan biraz bahsedebilir misiniz, insanlar geldiği zaman neler bulabilirler bu kafede?

İnsanlar geldiği zaman menümüz çok zengin. Burada dünya mutfağı var ki; böyle bir menü çıkartmamızın en önemli sebebi ise, down kafe olduğu için insanlar bir kere gelecektir ama ikincisinde de getirtebilmek için yemek kültürü oluşsun istedik. Cafe restaurant bazında hizmet vermekteyiz, küçük bir bistro diyebiliriz. Bizim çalışma şeklimizde çocuklar servis açmayı öğreniyorlar ve çatalı, bıçağı, bardağı nereye koyacaklar her şeyi detaylı öğrensinler istiyoruz. Zaten bu anlamda sıkıntı yaşamıyoruz, güzel gidiyor çocukların çalışmaları. Sabah sekizde burası açılıyor, kahvaltı, kahvaltı organizasyonları, öğle yemeği, akşam toplu yemeklerimiz de oluyor. Pazar günleri normalde açmayacaktık ama organizasyonlar olduğu için açmak zorunda kaldık. İnsanların artık İzmit’e bile gitmelerine gerek kalmadı, burada istedikleri yemekleri bulabiliyorlar, bu anlamda da hizmet vermek zorundayız ki; burası daha da ilerlesin, daha da gelişsin ve sadece down kafe olduğu için gelmesinler.  Tabi onları seviyorlar ama onların da bizden bir parça olduğunu kabul edip, normal yemeğe geliyorlar ki; bir aydır biz bunu aştık, daha da ileriye gideceğini düşünüyorum, buna dair hiç şüphemiz yok, hatta başkanımız Mehmet Ellibeş “Artık burayı büyüt” demeye başladı.

 

“BU YENİ PROJEYLE,
HAFTADA 10 ÇOCUK,
AYDA İSE 40 ÇOCUĞUN
İŞ SAHİBİ OLMASI
DEMEK BİZİM İÇİN”

-Böyle bir proje var mı?

Evet, böyle bir projemiz var aslında, çok erken diye de korkuyoruz, ama bizim hiçbir şeyimiz geç olmadı, her şeyimiz acele oldu. Şimdi burayı büyütmeyle alakalı çalışmamız olacak o da şöyle; biraz bahçeli bir yer, yeşillik bir alan olsun dedik. Mehmet abiye “Ben 4-5 bin liralarda dükkan kirası vermek istemiyorum, eşimin Kavaklı sahilinde Gemi Müzesi’nin karşısında boş arsası var. Biz oraya sosyal tesis alanı yapalım, bir kısım alan peyzaj olsun, çocuklar eksin, biçsin ve toprakla oynasın. Bir kısım alanda da spor aletleri olsun, orada çocuklar spor yapsın ve bir kısım alanda gözleme, tost, mantı, hamburger gibi daha fastfood tarzı pratik yemeklerin yapılabileceği çelik yapı yapalım” dedim. Burada 3 çocuk çalışıyorsa, orada daha fazla çocuk çalışır, 10 çocuk olur haftada, bu da ayda 40 çocuğun iş sahibi olması demek bizim için. Şuan projesi çiziliyor. Öğle yemeği saatinde biz çok yoğun oluyoruz, yer olmadığı için geri giden insanlar oluyor. Bu da bizi çok üzüyor, ayrıca çok çocuk çalışmak istiyor, ben onları bekletmek zorunda kalıyorum.

-Ailelerden çok talep var mı?

Zaten ailelerden çok talep olduğu için zorlanıyorum, bu ikinci proje o yüzden çok hızlı bir şekilde başladı. Mesela açılışta Derince’den benim hiç tanımadığım 15 kişilik bir ekip geldi ki; onlar da çocuklarının çalışmalarını çok istiyorlardı. Tabi benim servis koymam gerekiyor, her şey imkan bazında, şuan yapamıyorum ama yapacağım bana güvenmelerini istedim.

-Son olarak dernek olarak yapmayı planladığınız etkinliklerinizden bahseder misiniz?

Aile eğitimleri yapacağız yakın bir zamanda, yani burada başka aktivitelerimiz de olacak. Down sendromlu çocuklarımızın anneleri ve babaları çocukları doğduktan sonra uzun bir dönem üzücü bir süreç geçiyorlar. İlk etapta bebek down çocuğa sahip aileler için eğitim yapacağız. Bunun için de Derince Eğitim Hastanesi doktorlarından Psikolog Ümit Karabulut ve Çocuk Psikiyatristi Selcen Esenyel ile görüşüp bir aile eğitimi yapmayı planlıyoruz. Bu da ailelerin kafalarında oluşan bir sürü soru işaretlerini aydınlatmalarıyla alakalı olacak ve buradaki aileleri de tanıyınca ne yapmaları gerektiğini yaşayarak öğrenmiş olacaklar. Bir projemiz daha var, ritim grubu kuracağız. Şuan hocamızı bulduk, bu hafta görüşeceğiz ve bir müzik grubumuzun olmasını istiyorum. Yurtdışına birçok yere davet edildik, ritim grubumla gidip orada bir etkinlikte bulunmak istiyorum. Ayrıca, bir spor kulübü kurmayı da planlıyoruz dernek çalışmaları adı altında.

2563 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 1 Yorum

DİĞER HABERLER

BEN DE YOK DEMEMELİ, İNSAN KENDİNİ KONTROL ETMELİ.

BEN DE YOK DEMEMELİ, İNSAN KENDİNİ KONTROL ETMELİ.

Yakalandığı meme kanseri hayatının geri kalanına yön verdi

ENEZ’DE (AİNOS) ÜÇ GÜN

ENEZ’DE (AİNOS) ÜÇ GÜN

Gülerek; “Yine kayboldun” tatlı sitemini yapan dostlara; “Üç günlüğüne Enez’e kaçtım” yanıtını verdiğimde, bir bölümünün; “Enez nerede” sorusuyla karşılaştım.

Kasım’da AŞK BAŞKADIR

Kasım’da AŞK BAŞKADIR

Kasım ayından hepinize kucak dolusu sevgiler. Kasım ayı yemyeşil ağaçların yapraklarını sararttığı, sonbaharın iyice hissedildiği bir ay olması sebebiyle insanda hüznü çağrıştırır. Ben ve kızımda ise bu hüznün sebebi bir tık daha fazladır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, bir kasım sabahı aramızdan ayıran bu ay yaklaştıkça, onu anmak için her sene bir etkinlik yaparız

TURK CHOPPER “BAŞKAN”

TURK CHOPPER “BAŞKAN”

Geçtiğimiz sayılarda Ender Garage ile yaptığımız röportajda Selahattin Ender ile keyifli bir çekim gerçekleştirdik. Her ay farklı konular ve konuklar ile yaptığım çekimlerde farklı hikayelere şahit oluyorum

Benim Güzel Ailem “GÖKMEN AİLESİ”

Benim Güzel Ailem “GÖKMEN AİLESİ”

Bu ay Özel Mira Anaokulu Miracle Kids’in kurucuları Eyüp Gökmen ve Lena Tuğper Gökmen’in evine konuk olduk. Bir kere özellikle şunu söylemek isterim, kahkahaların bir röportajı nasıl sabote ettiğini bu röportajda tanık oldum. i

Uzman Konuşma Terapisti YASEMİN TEKİN uyarıyor! ANNE VE BABALAR MUTLAKA OKUMALI!

Uzman Konuşma Terapisti YASEMİN TEKİN uyarıyor! ANNE VE BABALAR MUTLAKA OKUMALI!

Fizomer Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, Uzman Konuşma Terapisti Yasemin Tekin, İki yaş itibariyle konuşmayan çocuk derhal bir konuşma terapistine götürülmeli çünkü gecikme ileri de hem konuşma güçlüğüne hem de biliçsel geriliğe neden olabilir" dedi.

ANKET

KÖŞE YAZARLARI