16 Aralık 2017 Cumartesi 17:41
  • 3.8718 TL
  • 4.5662 TL
KOCAELİ 16°

KASIM’DA AŞK BAŞKADIR

Kasım’da AŞK BAŞKADIR
  • 0
  • 1870

Kasım ayından hepinize kucak dolusu sevgiler. Kasım ayı yemyeşil ağaçların yapraklarını sararttığı, sonbaharın iyice hissedildiği bir ay olması sebebiyle insanda hüznü çağrıştırır. Ben ve kızımda ise bu hüznün sebebi bir tık daha fazladır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, bir kasım sabahı aramızdan ayıran bu ay yaklaştıkça, onu anmak için her sene bir etkinlik yaparız

Bu anma etkinliklerini düzenlerken planladığım asıl amaç ise; kızımın Ulu Önder Atatürk’ün hayat felsefesini, dünyaya bakış açısını daha iyi anlayabileceği yerler görmesini sağlayarak kendi birikimlerini oluşturmasıdır. Bu sene 10 Kasım yaklaşırken ise yanı başımızda bulunan, çevre ve ağaç sevgisi denildiğinde tüm dünyaya örnek gösterilen YÜRÜYEN KÖŞK’e bir ziyaret düzenledik.

 

ÇINAR AĞAÇLARINI ÇOK SEVİYORUM ANNE...

Anne- Kız doğada vakit geçirmekten çok ama çok hoşlanıyoruz. Sonbaharla birlikte turuncuya boyanan ağaçları görmek, dökülen yapraklardan toplayarak yaprak koleksiyonumuza eklemek için kızımla yürüyüşe çıktık. Gördüğümüz tüm ağaçların isimlerini ona anlatırken bir çınar ağacının altına yaklaştık. Yerdeki dökülmüş turuncu yapraklardan en güzellerini toplamaya çalışan kızım; “Anne çınar ağaçlarını çok seviyorum, o kadar uzun seneler yaşıyorlar ki... Belki senin yaşına geldiğimde bu ağacı yine burada bulacağım...” dedi. Çınar ağacı üzerine açılan bu sohbetimizle, kızımı Yalova’da bulunan Yürüyen Köşk’e götürmeye karar verdim. Nede olsa bir çınar ağacının hikâyesini ona en güzel orada anlatabilirdim

Ecrin’e onu Yürüyen Köşk’e götüreceğimi söyledikten sonra, ondan bir şey rica ediyorum. Gittiğinde her bir karesini daha iyi anlayabilmesi için Yürüyen Köşk’ün hikâyesini önceden araştırıp okumasını istiyorum. Gideceğimiz gün sabah yataklarımızdan kalktıktan sonra bizi yazdan kalma enfes bir gün karşılıyor. Yalova’da bulunan Yürüyen Köşk’e gitmemiz araba ile yaklaşık 1 saatimizi alacak, araya neden Karamürsel’de denize karşı güzel bir kahvaltı eklemeyelim ki diyerek yola çıkıyoruz. Karamürsel’de verdiğimiz kahvaltı molasından sonra yolumuza devam ediyoruz.

 

BİRAZ YÜRÜME ZAMANI…

Köşk’ün yanına araba ile girilmediği için, arabamızı otoparka park ediyoruz. Park ettikten sonra biraz uzun bir mesafe yürüyoruz. Deniz kenarından gidilen, ailelerin çocuklarıyla beraber bisiklet sürebildiği inanılmaz keyifli bir yol eşliğinde köşke doğru yürüyoruz. Köşke varmadan önce, Ecrin’e yapmasını istediğim araştırmasında neler öğrendiğini bana anlatmasını istiyorum. Tabii ki annecim diyen tatlı kızım başlıyor bana Yürüyen Köşk’ün hikâyesini anlatmaya…

YÜRÜYEN KÖŞK’ÜN TARİHİ..

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 1929 yılında Ağustos ayında İstanbul’dan Bursa’ya Ertuğrul yatıyla seyrederken Yalova açıklarına vardıklarında, sahilde bir çınar ağacı görüyor ve çok etkileniyor. Kaptandan onu sahile çıkarmasını istiyor. Bir süre çınar ağacının altında dinlendikten sonra, yanındakilerden bu güzel çınar ağacının yanına, küçük bir ev yapılmasını istiyor. 22 günde ahşap iki katlı bir ev inşa ediliyor. Ve bu eve betonarme bir toplantı bölümü ekleniyor. Eylül 1929’da biten bu evi Atatürk çok seviyor. Köşkün inşasının bitiminden 1 sene sonra, çınar ağacının dallarından birisinin köşkün çatısına değdiği ve çatıya zarar vereceği için kesilmesi gerektiği bilgisini alıyor. Ulu Önder Atatürk ise bu duruma şiddetle karşı çıkıyor. Çok sevdiği çınar ağacının dalının kesilmesindense köşkün ileri taşınması talimatını veriyor.

VE KÖŞK İŞTE BÖYLE YÜRÜYOR...

Ve başlıyorlar hummalı bir çalışmaya... İstanbul’dan getirtilen tramvay raylarının üzerinde bu ahşap köşk 3 günde yana kaydırılıyor. Atatürk ise tüm bu çalışmalara bizzat eşlik ediyor. Bu çözümle birlikte hem çınar ağacının dalı kesilmekten, hem de köşk zarar görmekten kurtuluyor. Ve köşk bugünkü adını alıyor… “ YÜRÜYEN KÖŞK”

 

ANNE BU HARİKA DEĞİL Mİ?

Çok iyi bildiğim bu hikâyeyi, kızımın ağzından dinlemek beni mest ediyor. Ondan rica ettiğim bu araştırmayı layıkıyla yaptığı için, köşk gezimiz sonrasında bahçedeki kafeteryada bir “sıcak çikolata” ödülünü benden kapıyor. Ama Ecrin’e bir bakıyorum ki sıcak çikolatayla pek işi yok, uzun uzun önüne vardığımız köşke bakıyor. Ne olduğunu sorduğum kızım bana cevap veriyor: “ ANNE BU YAPILAN ŞEY HARİKA DEĞİL Mİ?”

BU KÖŞKÜ NASIL GEZEBİLİRİZ?

Kızımı böylesine etkilenmiş görmek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak için iyi ki onu buraya getirmişim dedirtiyor bana. Nasıl ziyaret edebileceğimizi araştırırken bilet almamız gerektiğini öğreniyoruz. Bilet almak için gittiğimizde; yetişkin biletlerinin 2 TL, öğrenci biletlerinin ise 1 TL olduğunu öğreniyoruz. Ecrin ; “Anne ne kadar ucuz değil mi?” diyor. Kesinlikle haklı olduğunu ona söylüyorum. Rehber eşliğinde gezeceğimiz köşkün seans saatini beklerken, meşhur çınar ağacının altına gidiyoruz. Ecrin her bir köşesini inceliyor bu güzel ağacın. Derken rehberimiz bize sesleniyor, “Köşkü gezmek isteyen misafirlerimizi kapıya doğru alabilir miyiz?”

YÜRÜYEN KÖŞKÜ GEZİYORUZ…

Kapıdan içeriye girerken ayağımıza galoşlarımızı giyiyoruz. Rehberimiz çok tatlı bir hanımefendi. Bizi kibarca köşke buyur ediyor. Köşke girerken sanki kendi evimize gelmişiz gibi hissediyoruz. Ve rehberimiz başlıyor bizi gezdirmeye. İlk önce minik bir holden geçiyoruz. Rehberimiz tura, toplantı salonundan başlayacağımızı söylüyor.

 

O SALON KİM BİLİR NELERE TANIK OLDU…

Minik bir toplantı salonuna giriyoruz. Masalar, sandalyeler ilk gün ki gibi korunmuş, hasarlı olanlar ise orjinaline uygun restore edilmiş. Rehberimiz toplantı salonunun hikâyesini anlatıyor bize. Tüm salon çift cam ile çevrili. Birçok toplantısını burada gerçekleştiren Atatürk’ün, gerek toplantılarının dışarıdan gelen sesle bölünmemesi, gerekse kendi seslerinin gizlilik gereği dışarı çıkmaması için bu camları yaptırdığını söylüyor. Zamanının ötesinde bir görüşe sahip olan Ulu Önder Atatürk’ün, köşkün camlarında bile imzası var. Camlı bir vitrin, içindeki tüm eşyalarla hikâyesinin anlatılmasını bekliyor. Tüm katılımcıların bakışları vitrinde, rehber anlıyor vitrinin içindekilerinin hikâyesini duymak istediğimizi.

 

 

TEK BİR KAHVE FİNCANI…

Genel olarak her şey takım halinde dururken, tek duran bir Türk kahvesi fincanı gözümüze çarpıyor. Rehberimiz başlıyor hikâyesini anlatmaya. Yurt dışına yaptığı bir gezide Atatürk, bu fincandan Türk kahvesi içiyor. Kahvesini içtikten sonra bu fincanı çok beğendiğini söylüyor. Ve bu fincan kendisine hediye ediliyor. Ne zaman Yürüyen Köşk’e gelse kahvesini bu fincandan içiyor. Ve bu fincan günümüze kadar saklanıyor.

 

ZAMANININ ÖTESİNDE BİR TARZ…

Toplantı salonunun peşine minik misafir odasını görüyoruz. Perdeler, sedirler her şey tarih kokuyor. Banyoya geçiyoruz. Banyoda o günün şartlarında pek bulunmayan klozetleri, ısıtmalı şofbeni görüyoruz. Günümüzde kullandığımız her şeyin temellerini oluşturan ürünleri, kendimiz üretebilmek için birer kopyasını ülkemize getirttiğini öğreniyoruz.

NEDEN 4 METRE 80 SANTİM KAYDIRILDI…

Banyonun ardından minik giriş holündeki merdivenlerin başında toplanıyoruz. Rehberimiz hepimizi görebilmek için birkaç basamak çıkıyor yukarı ve bizlere gezdiğimiz bölümlerle ilgili bir sorumuz olup olmadığını soruyor. Ecrin, çalışkan bir öğrenci edasıyla parmağını kaldırıyor. Biraz heyecanlı bir sesle “KÖŞK NEDEN 4 METRE 80 SANTİM KAYDIRILDI ?”. Kendi kendime bu sorunun aklıma gelmemesine şaşıyorum. Gerçekten benimde bir bilgim olmadığı için pür dikkat rehberin vereceği cevabı bekliyorum. Rehberimiz güler bir yüzle, o dönem köşkün kaydırılması için getirilen rayların en uzununun 4 metre 80 santim olduğu için, bu kadar kaydırılabildiğini bize söylüyor. Ecrin, cevap için rehbere teşekkür ederken, bende onun kulağına eğilip teşekkür ediyorum. Aklıma gelmeyen bu kadar önemli bir sorunun cevabını onun sayesinde öğrenmiş oldum.

 

MERDİVENLERE DOKUNMAK..

Tüm köşkü gezerken, rehberimizin uyarısı ile hiçbir yere dokunmuyoruz. Merdivenlerden yukarı çıkarken dar ve biraz dik bir merdiven olmasından kaynaklı tırabzanlara tutunmamız gerekiyor. Ecrin dönüp bana kocaman gülümsüyor. “Anne düşünsene Atatürk’te bu merdivenlerden yukarıya çıkmıştı, bu merdivenlere dokunmuştu. Şimdi ben dokunuyorum. Sana ne kadar mutlu olduğumu anlatamam” diyor. Onun parlayan gözlerini görünce, yumuk yanaklarına birer öpücük konduruyorum. Mutlu anlar hazinemize bir tanesi daha eklendiği için çok mutluyum.

 

ZÜBEYDE HANIM’IN EL EMEĞİ, GÖZ NURU YORGANI…

Üst kata çıktığımızda, alt kattaki gibi büyük bir özenle döşenmiş yatak odalarını görüyoruz. Her bir eşyaya büyük bir beğeniyle bakarken, rehberimiz üst katın minik holündeki camlı dolabın önünde topluyor bizi. Üzerinde el işlemeleri olan bir yün yorganı gösteriyor. Ve yorganın hikâyesini anlatıyor bize. Bu yorganı Zübeyde Hanım, Selanik’te kendi elleriyle tek tek işliyor. Ve oğluna hediye ediyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, ne zaman Yürüyen Köşk’e gelse muhakkak üzerine bu yorganı serermiş diyerek noktaladığı bu hikâyenin ardından hepimizin gözleri doluyor. Boğazımız düğümleniyor. Ve turumuz burada bitiyor.

 

 

ANNE SENDE BANA YORGAN İŞLERMİSİN…

Merdivenlerden inip, tarih kokan bu köşkten ayrılıyoruz. Dinlediğimiz son hikâye hepimizi biraz hüzünlendirdi. Köşkten çıktıktan sonra önünde ki iskeleye doğru yürüyoruz. Ecrin sus pus olduğu için, ona dönüp iyi olup olmadığını soruyorum. Ecrin bana bakıyor;”Anne sende bana yorgan işler misin? Söz veriyorum ömrümün sonuna kadar o yorganı saklayacağım.” İskelenin üstünde hayatımın en önemli sözünü gözümden çağlayan yaşlarımla veriyorum. “Söz Veriyorum Annecim”

 

BİRAZ GÜLMEK LAZIM…

Üstümüzdeki bu havayı dağıtmak için, gözyaşlarımı siliyorum. Birçok marifetli kadında olan el işlerine yatkınlık üzülerek söylüyorum ki bende yok. Ecrin’e dönüp , “ Ben o yorganı zaten en az 20 senede bitiririm, o zamana kadar yanımdan gidemezsin diyorum” . “Anne çok alemsin!” diyen kızımla bol bol gülerek, iskeleden denize bakıyoruz.

 

KASIM AYININ BAŞUCU NOTLARI…

  • Çocuklarınızla sonbaharın bu güzel ayında muhakkak yürüyüşe çıkın. Topladığınız kuru yaprakları isterseniz koleksiyonunuz için biriktirmeye başlayın, isterseniz birlikte boyayarak harika yapraklar ortaya çıkartın.
  • Kocaeli Şehir Tiyatroların’ da perde açıldı. Çocuğunuzla birlikte “MAVİ YELKENLİ” çocuk oyununa fırsat bulursanız muhakkak gidin.
  • Sinemada “BAK ŞU LEYLEĞE” ve “KÜÇÜK VAMPİR” filmlerinden en az birisini kaçırmamaya çalışın.
  • Kocaeli Bilim Merkezi’nde düzenlenen etkinliklerden muhakkak birine katılmaya çalışın. Eğlenerek öğrenmenin keyfini çocuğunuzla beraber sizde yaşayacaksınız.

Önümüzdeki çok eğleneceğimizi planladığımız bir yere gidiyoruz. Neşeli ve kıpır kıpır bir yazıyla yeniden görüşmek üzere.

 

 

 

 

 

 

 

1870 defa okundu.

DİĞER HABERLER

O zaman, Tüm İzmit’e CHEERS!

O zaman,  Tüm İzmit’e CHEERS!

Wes Hotel’in teras katında açılan Cheers Roof, ‘gastropub’ kültürünü ilimize taşıyarak, iyi yemek, iyi içki ve iyi müziği biraraya getirdi... Hem de Körfez’in muhteşem manzarasına karşı...

Besinlerin Gizli Güçlerinden: ORAC DEĞERLERİ

Besinlerin Gizli Güçlerinden: ORAC DEĞERLERİ

Metabolizma, genetik miras ve çevresel faktörler etkisinde, kendisine sunduğumuz kaynaklarla beslenir, şekillenir ve aktivitesini sürdürmeye çalışır. Oluşturduğu etkiyi sağlık durumu ve fiziksel güç olarak hissettirir

TÜYAP’tan 2018 yılı için; 7 FUAR PROJESİ

TÜYAP’tan 2018 yılı için; 7 FUAR PROJESİ

TÜYAP Bölge Başkanı GÖKALP GÖKDEMİR; ŞUAN 2018 İÇİN KESİNLEŞMİŞ 7 PROJEMİZ VAR VE SÜREKLİ DE ARAYIŞ İÇERİSİNDEYİZ.

WIMBLEDON LANGUAGE ACADEMY TAÇLANDIR KENDİNİ

WIMBLEDON LANGUAGE ACADEMY TAÇLANDIR KENDİNİ

Farklı bir model, farklı bir dil okulu.

CAN DOSTUM ESMA&SEZAR

CAN DOSTUM ESMA&SEZAR

Her şey özel bir şirkette operatör olarak çalışan Ertan Arslan ile İngilizce Öğretmeni Gülsün Arslan’ın 8.sınıf 13 yaşındaki güzeller güzeli kızları Esma’nın bir kedi istemesiyle başlamış.

BACK STAGE Mustafa Alarata

BACK STAGE Mustafa Alarata

Eylül sayımızda mega projelerin adamı Mustafa Alarata ile tanıştırmıştık sizi.

ANKET

KÖŞE YAZARLARI