21 Kasım 2017 Salı 03:54
  • 3,638 TL
  • 3,903 TL
  • 144,20 TL
  • 90.491
KOCAELİ 10°

Nazlıcan Arslan

nazlicanarslan@bizimkocaeli.com
Yazarın Tüm Yazıları

İğreniyorum, midem bulanıyor.

01 Mayıs 2017 Pazartesi - 21:43

Her köşe yazımdan önce babamla oturur ne yazacağım hakkında konuşuruz.

Dedim ya üniversite öğrencisiyim, aynı zaman da babamın da öğrencisiyim.

O bana konu hakkında fikir verir bense yazıya dökerim.

İlk defa bir yazı hakkında ikimiz de ortak bir fikirle geldik.

Ben 20 yaşımdayım.

Dünyaya gözümü açtığımda babam gazeteciydi ve bir gazetede üst düzey yönetici olarak çalışıyordu.

Babamın sıradan bir mesleği olmadığını küçük yaşlarımda babamın mesleğini soran insanların yüzlerindeki şaşkınlıktan anlıyordum.

Gazeteci kızı olmak ne demekmiş bunu gerçek anlamıyla büyümeye başladığımda anladım.

Eğer gerçek bir gazeteci babanın kızıysanız şunu biliniz ki birinci sırada gazetecilik gelir.

Ben bunu büyümeye başladığım her geçen gün daha açık seçik gördüm.

Tam bir işkolik tam bir mesleğine aşık birisi benim babam.

Gazetecilik her şeyden önce gelir onun için hatta bazen ailesinden bile...

Pazar günlerimiz yoktur.

Bayram sabahı kahvaltısı da yoktur.

Kapıda bayramlaşır ve yine işine gider.

Hafta içi, hafta sonu yoktur onun için.

Hatta hafta sonu geldiğini benim Cuma günleri İzmit’e dönmemden anlıyor desem abartmış sayılmam.

Bu arada babamın hiç on gün, on beş gün tatili yoktur ara sıra yaptığı kaçamak tatillerimiz vardır.

Öyle işkolik ki 1999 depremi anlatınca öğrendim bizi çadırda bırakıp işinin başına gitmiş.

Bu arada babam için saat de yoktur.

Geceymiş, gündüzmüş hiç fark etmez.

Hatta ailece yemeğe gittiğimizde birden fırlayıp telefonun ucundaki habere gittiğini çok bilirim.

Çocukken her şey size oyun gibi geliyor ve çevrenizdeki herşeyi annelerinizin size anlattığı hikayelere bağdaştırıyorsunuz.

Bir gün abim Özgün, ben ve babam akşam geç saatlerde arabayla gezerken birden gelen bir haber üzerine hemen Sapanca Yolu üzerinde bulunan Acısu’daki Montel Fabrikası’ na gittik.

Geç saatlerde orada ne yaptınız diye sorarsanız çıkan fabrika yangının haberini yapmaya gittik.

Ben ve abim arabada beklerken babam yangın haberini geçiyordu.

Dedim ya çocuk aklı her şeyi masallardaki gibi sanıyor.

Yangından aklımda tek kalan olay esnasında dışarıya çıkarılan plastik kaydıraklar ve salıncaklardı.

O yaşta bile babamın yanında haberdeydim.

Bu ve bunlar gibi onlarca hatta yüzlerce örnek sayabilirim.

Damarlarına gazetecilik işlemiş, çok çalışan birisidir ve hala da devam ediyor.

Babam yalnızca bir çalışan değil aynı zaman da iyi bir patrondur da.

Patron diyorum çünkü o gazete binasının içinde veya bilgisayar başında o benim de patronumdur.

Nasıl bir patrondur ?

Aslında belli başlı kuralları olan çalışanlarına hep saygı çerçevesinde yaklaşan bir patrondur.

Babam için çalışmak yeterlidir.

Ondan sonrası inanın kolay.

Babam çalışanlar için her şey yapmıştır.

Onlara en iyi ortam sağlamaktan tutunda doğum günlerinden, özel günlerine kadar ne varsa yapar.

Hediyeler alır, geceler düzenler, eğlenceler, piknikler yapar.

Deyim yerindeyse motivasyon için elinden geleni yapar.

Bir şeylere sahip olması için didinip durur.

Hem de inanılmaz ihanetler ve vefasızlıklar görmesine karşın bıkmadan usanmadan yapar bunu.

Biliyorum şu an babama iyi bir patron diye başladığım cümleden itibaren bazılarınız gülme krizine girdi.

Bazılarınız ‘’Hadi be oradan, ne iyi patronu’’ dedi.

Hatta bazılarınız abartıp yazıyı okumayı bile bıraktı, biliyorum.

Olsun, hep suyunuza gidecek halim yok ya.

Bu arada unutmadan söyleyeyim babam ters adamdır.

Sadece size değil bana da terstir.

Kimseye eyvallahı olmaz.

Kimseye boyun eğmez, kimseden bir şey istemez, isteyemez.

Babamın en çok da sevilmeyen ama bir o kadar da kıskanılan yönü bu.

Bunu ben bile o kadar çok gördüm ki.

Bir insanın ses tonundan ve bakışlarından anlayabileceğiniz bir kıskançlık bu.

İnanılmaz bir kompleksleri ve gereksiz egoları var bu insanların.

Bunu her zaman kusmaktan da çekinmiyorlar.

Babam hakkında herkesin onlarda hatta yüzlerce iyi veya kötü söyleyeceği mutlaka bir şeyleri vardır.

Babam hakkında düşüncelerinize bir takım şeyler ilave edebildiysem ne mutlu bana.

Şimdi yazımın asıl konusuna dönelim çünkü aşırı derecede İĞRENİYORUM.

Babamın bu yaşıma pek çok saldırıya uğradığına şahit oldum.

Bunun içine silahlı saldırıya uğraması da dahil.

Geçtiğimiz hafta yine bu saldırıların bir tekrarı olmuş.

Bunu ‘’nereden duydun ?’’ diye sorarsanız bunu ilk önce kendilerine gazeteci diyen iğrenç yaratıkların ballandıra ballandıra yazdıkları manşetlerden öğrendim.

Bir de atlamayayım gerek video gerekse fotoğraf yayınlamışlar.

Bu arada hiç merak etmeyin görüntüleri de izledim.

Tek bir şey hissettim yalnızca tek bir şey.

İĞRENDİM.

Saldırıyı yapan kişiye değil kendine gazeteci denen kişilerden...

Bu arada korkudan falan değil, ben saldırıyı yapan kişiye karşı olan hislerimi sıkça dile getiriyorum bol bol kulakları çınlıyordur zaten onu yazmaya gerek bile duymuyorum.

Nerede kalmıştık.

Bu kendine gazeteci diyen kişilerde

Nesiniz siz ?

Kimsiniz siz ?

Acıyorum size, sizlere

Oysa babam hep gazetecilere saygı duymamı istemişti ve bir gün ben de gazeteci olacağım bana da saygı duyulmasını istedi.

Hukuk okuyorum ama bu gazeteci olmama engel değil.

Gazeteci diyorum TETİKÇİ ya da yandaş değil.

Klavyelerin ardına saklanan değil.

Gazeteciler saldırıya uğradığında da yazacaklarım belli.

Unutmadan size ufak da bir tavsiye vereyim.

Babamdan korkuyorsunuz ya hiç korkmayın.

Esas korkacağınız kişi çok değil kısa bir zaman sonra karşınızda olacak.

Esas benden korkun iğrenç herifler, benden korkun.

Buradan kimseye naralar attığım yok.

Kimseyi tehdit de etmiyorum.

Sadece sizlere bir tavsiye verdim.

Babamın bayrağını alacağım ve bu yaptıklarınızın hesabını zamanı geldiğinde her birinizden tek tek soracağım

Ve işte o gün bütün hislerimi kusacağım istediğim kadar.

29678 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 6 Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları

ANKET

KÖŞE YAZARLARI